Geri git   Forumera >
•Türkiye ve Tarih Bölümü•
> Genel Türk Tarihi / Osmanlı Öncesi
Kayıt ol Resim Upload Üye Listesi Forumera Posta Kutusu Yabancı Mp3 Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Bir bölümde günde 3 taneden fazla konu açmak yasaktır.
Seri paylaşım yapılabilecek,yeni bölümlerde geçerli değildir.


Forumerada reklam vermek için tıklayın
Bu alanda 468x60 reklam aylık 35 ytl! - Bu alanda 728x90 reklam aylık 50 ytl!

Genel Türk Tarihi / Osmanlı Öncesi İlk devletden Türkiye Cumhuriyetine, genel türk tarihi

Etiketler: , , , , , ,

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 02-08-2007, 16:42   #1 (permalink)
Bir zamanlar ozgurduman67
 
_NaughtY_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

 
Profil
Yer: ine sewemem
Üye No
94
Mesajlar
2.915
Forum Katkısı
14395
Forum Katkısı Puanı
1433422
Derecesi
_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute
_NaughtY_ - MSN üzeri Mesaj gönder
Unhappy Tarih Boyunca Türk-ermeni ilişkilerine Kısa Bir Bakış

1015-1020 yıllarında Selçuklu Hükümdarı Alparslan'ın babası Çağrı Bey'in Anadolu'ya düzenlediği keşif sırasında Bizans İmparatorluğu'na tâbi olan Ermenilerle Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'nun hızla Türkleştirilmesi ve İslamlaştırılması sonucunda ilk münasebetler başlamıştır.
Ermeniler gerek Büyük Selçuklu Devleti idaresinde gerek Anadolu'da kurulan Türk beylikleri zamanında gerekse Osmanlı Devleti zamanında hiçbir zulme ve baskıya maruz kalmadan, diğer gayr-i Müslimlerle birlikte İslam hukukuna göre her türlü dini inanç ve faaliyetlerini sürdürmüşler, hürriyet ortamından en geniş bir biçimde yararlanmışlardır.
Osmanlı Devleti'nin zayıflayıp, çökmeye başladığı dönemde dış güçlerin azınlıkları kendi dinî, siyasî ve ekonomik menfaatleri doğrultusunda tahrik etmeye ve maşa olarak kullanmaya başlamasıyla bazı olaylar patlak vermiştir.
Avrupa devletlerinin takip ettikleri bu politika "Şark Meselesi" olarak bilinmektedir. Ermeni olayları da bu zincirin halkalarından biridir.
Şark meselesi, emperyalist ve sömürgeci Avrupa devletlerinin Osmanlı teb'ası Hıristiyanların haklarını korumak bahanesi ile Osmanlı topraklarını parçalayıp paylaşmayı ifade eder. Bu sebeple Osmanlı Hıristiyanları için sürekli imtiyaz, özerklik ve bağımsızlık istemişler. Nihayet 1789 Fransız İhtilali'nden sonra devleti yıkmak için milliyetçilik tohumları ekmişlerdir. Bunda da başarılı olmuşlardır.
Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti'nden kopardığı tavizler sonucu içişlerine kolayca karışmaya ve Hıristiyan teb'ayı kışkırtmaya başladılar. İşte bu kışkırtmalar sonucu patlak veren 93 Harbi Rusya'nın galibiyetiyle sonuçlandı.
Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları sonunda Balkan Hıristiyanları bağımsızlıklarını kazandılar. Sıra Anadolu Hıristiyanlarının bağımsızlığına gelmişti. Emperyalist güçler Ermenileri seçtiler.
Rusya, Ermeni konusunu 1816'da Moskova'da Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü'nü kurarak daha sistemli bir şekilde ele aldı. 1826-1828 yıllarında İran'la yaptığı savaşları kazandıktan sonra 1828'de imzaladığı Türkmençay Antlaşması ile elde ettiği Revan ve Nahcivan hanlıklarını birleştirerek Ermeni vilâyetini kurdu. Ardından İran'daki Ermenilerin buraya göç etmesini sağladı 1828-1829 Osmanlı-Rus harbinde Bâbıâli'ye ihanet eden Ermenilerin bir kısmı Rus ordusuna asker olarak yazılmış, bir kısmı Erzurum'un teslim olmasına yardımcı olmuş, bir kısmı da Müslüman halka eziyet etmişlerdir.
Kafkasya'da hakimiyet kuran Rusya, Anadolu'daki Ermenilerin de Ermenistan'a göç etmelerini istemiş, Bâbıâli'nin izin vermemesine rağmen göç edenler olmuştur.
Daha sonra Ermenilerle ilgili maddelerin devletlerarası antlaşmalarda yer almasıyla birlikte yurt içinde ve yurt dışında ihtilalci Ermeni partileri ve dernekleri kurulmaya başlamıştır.
1878'de Van'da Kara Haç Cemiyeti kuruldu. 1880'de Rusya yönetimindeki Ermenistan'da kurulan dernekler Anadolu Ermenilerine silah göndermeye başlamışlardı. 1881'de Erzurum'da Anavatan Müdafileri (Pashtpan Haireniats) Derneği kuruldu. Amacı, Ermenileri sözde saldırılardan korumak üzere silah ve cephane ile donatmaktı. 1885'de Van'da kurulan İhtilâlci Amerikan Partisi'nin 1887'de Cenevre'de kurulan Marksist Ermeniler Partisi (İhtilalci Hınçak Partisi-1890)nin, 1890'da Tiflis'te kurulan Ermeni İhtilal Federasyonu (Taşnaksutyun)nun hemen hemen ortak amaçları propaganda yapma, Ermenileri kışkırtma ve isyan çıkarma, ihtilâlci çeteler kurma, halkı silâhlandırma ve ihtilâl çıkararak bağımsızlığa kavuşma gibi belli başlı maddelerle ifade edilebilir.
Yurt dışındaki kuruluşlar Rusya, İran, Avrupa ve Amerika şehirlerinde şubeler açtıkları gibi Osmanlı topraklarında da gizlice teşkilâtlandılar. Amerikan Partisi, İstanbul, Trabzon, Muş ve Bitlis’te, Hınçak Partisi de İstanbul, Bafra, Merzifon, Amasya, Tokat, Yozgat, Arapkir ve Trabzon'da şubeler açtı. Taşnaksutyun ise İstanbul ile Doğu Anadolu şehirlerinde teşkilatlandı. Bu derneklerin Türkiye'de teşkilâtlanmaları ile birlikte artarda tedhiş hareketleri meydana gelmeye başladı.
Osmanlı topraklarında sosyal, ekonomik, dinî, siyasî, idari ve kültürel hürriyetlere sahip olan ve memleketin hiçbir vilâyetinde nüfus çoğunluğuna sahip bulunmayan Ermenileri ayaklanmaya sevk edecek yönetimden kaynaklanan her hangi bir baskı mevcut değildi. Bu gerçeklere rağmen Ermenilerin, İngiltere ve Rusya'nın kışkırtmalarına aldanarak çete ve dernekler aracılığıyla şiddet hareketleri yapması sonucu Ermeni ve Türk toplumunun arası açıldı.
İlk ciddî olaylar 1890 yılında meydana geldi. Bu yılın haziran ayında Erzurum'da Anavatan Müdafileri Cemiyeti üyelerinin ve temmuz ayında İstanbul Kumkapı'da Hınçak Partisi üyelerinin Ermenileri kışkırtması sonucu patlak veren olaylar yüzyıllardır barış içinde kardeşçe yaşayan iki topluluğu karşı karşıya getirdi İki taraftan on iki kişinin öldüğü olaylar, Avrupa basınında Ermeni katliamı yapılıyormuş gibi yer aldı. Böylece Ermeniler lehine Avrupa'da bir kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı.
Ermeniler, memleketin birçok yerinde çıkarılan olayların yanı sıra Sasun, Van ve Girit'te isyanlar çıkarmışlardır.
Yabancı devletlerin kendilerine ilgilerinin devamını sağlamak amacıyla Taşnak ve Hınçak komitelerinin 1896'da Van'da çıkarttıkları isyanda 418 Müslüman, 1715 Ermeni ölmüştür.
Bu arada Ayastefanos ve Berlin Muahedelerinde Osmanlının taahhüt ettiği ıslahat konusunda İngiltere, Rusya ve Fransa, hükümete karşı sürekli baskı yapmaya devam ediyordu.
İttihatçıların "İttihad-ı Anâsır" uğruna verdikleri tavizler Ermenilerin işine yaradı. II. Abdülhamid'in silâh ithali yasağını meşrutiyet idaresi kaldırdığından Ermeniler hızla silâhlandılar. İstanbul'da "31 Mart Vakasının çıkmasının ertesi günü Adana'da Ermeniler katliama başladılar. Olay her zaman olduğu gibi Avrupa'ya "Ermeniler öldürülüyor" şeklinde yansıdı.


a-Tehcirin Sebepleri ve Alınan Tedbirler

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na girdikten sonra Ermeni komitelerinin düşmanla işbirliği yaptığını ve Anadolu'da birbiri ardından isyanlar çıktığını haber alınca, hadiselerin yatışacağı zannıyla kesin bir tedbir alma yoluna gitmemişti. Ancak Ermeni mezalimi artınca Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Erzurum Mebusu Vartkes Efendi'ye Ermenilerin düşmanla işbirliği yapmaya devam etmeleri halinde çok şiddetli tedbirler alınacağı ihtarında bulunmuştu Talat Paşa aynı zamanda, Aralık 1914'de doğu vilâyetlerine gönderdiği gizli bir talimatta oldukça büyük miktarda bulunan ve özellikle Ermenilerin eğitimiyle ilgilenen yabancı kuruluş ve memurlarının harp sırasında başka bölgelere gönderilmelerinin düşünüldüğünü de belirtmişti
Osmanlı Hükümeti Van İsyanı'nın patlak vermesine kadar birtakım küçük tedbirlerle Ermeni komitelerinin faaliyetlerini önlemeye çalıştı. Hükümeti en çok meşgul eden hadise ise Zeytun'da patlak vermişti. Zeytun'daki olaylar, Antep'i ve civarını da etkilemekte idi.
Hükümet bir tedbir olarak Zeytun, Maraş ve civarından bazı zararlı Ermenileri Konya'ya sevketti. Fakat burada da toplu halde bulunmaları, bir süre sonra o bölgedeki Ermenilerle birleşmeleri ve tehlike teşkil etmeleri üzerine bundan vazgeçildi. Bundan sonrakilerin Halep'in Güneydoğusu ile Zor ve Urfa havalisine sevk edilmelerine karar verildi.
Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Zeytun Ermenilerinin başlattığı olayların bir türlü yatışmaması üzerine 23 Nisan 1331 (6 Mayıs 1915) tarihinde Maraş Mutasarrıfına gönderdiği gizli bir şifre ile Zeytunluların tamamen ihracını emretti[4].
Osmanlı Devleti'nin ölüm kalım savaşı verdiği bu sırada Ermeniler, cephede ve cephe gerisinde düşmanlarının işine yarayacak faaliyetlerde bulunuyorlardı. Hattâ topyekün bir isyana hazırlandıkları seziliyordu. Bu durum karşısında Başkumandanlık 10 R. 1333 (25 Şubat 1915) tarihinde bütün birliklere bir tamim göndermiş; Ermenilerin çeşitli yerlerde çeteler kurduklarına, askerden kaçarak eşkiyalık yaptıklarına, aramalarda bol miktarda silâh ve bomba bulunduğuna ve bunun bir isyan hazırlığı olduğuna dikkat çekilerek şu tedbirlerin alınmasını istemişti:
Ermeni erler, seyyar orduda ve silâhlı hizmetlerde kullanılmayacak, komutanlar silâhlı saldırılara karşı koyacaklar, gerekirse örfî idare ilan edecekler, her yerde uyanık davranılacak, planlı harekât olmayan yerlerde arama yapılmayacak ve Sadık Teb’aya her hangi bir zarar verilmeyecek.
Anadolu'nun birçok yerinde görevli Ermeni polis ve memurların birden bire işlerine son verilmesinin sakıncalı olacağı düşünülmüştü. Ancak itimat edilmeyen ve olaylara karıştığı tespit edilen Ermeni polis ve memurların uygun bölgelere veya Ermeni olmayan vilâyetlere gönderilmesi için 16 Ca. 1333 (1 Nisan 1915) tarihinde Dahiliye Nezâreti'nden vilâyetlere emir yazıldı.
Osmanlı Hükümeti seferberlik ilânından itibaren dokuz ay tahammül gösterdikten sonra Ermeniler konusunda köklü tedbirler almak zorunda kaldı. Van İsyanı'nın patlak vermesi üzerine bu olayları başlatan ve Ermenileri silâhlandıran komite yuvalarını dağıtmak için 9 C. 1333 (24 Nisan 1915) tarihinde vilâyetlere ve mutasarrıflıklara gizli bir tamim yolladı. Bu tamimde; Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, evrakına el konulması ve komite elebaşlarının tutuklanması istenmekteydi. 11 C. 1333 (26 Nisan 1915) tarihinde Başkumandanlığın bütün birliklere gönderdiği aynı mealdeki tamimi üzerine 2345 kişi tutuklandı Ermenilerin her yıl katliam günü olarak kutladıkları 24 Nisan, bu tutuklamalardan dolayıdır. Bu tutuklulardan bir kısmı Ankara ve Çankırı'ya yerleştirildi. Çıkarılan geçici bir kanunla da gayr-i Müslimlerin bilhassa Ermenilerin elinde bulunan silâhların toplatılması bütün vilâyetlerden istendi.


b-Tehcir Kararının Alınması ve Başlatılması

Van'daki isyan bütün hızıyla devam ederken, diğer bölgelerde de Ermeniler isyan ediyor, yol kesiyor ve Müslüman köylerini basarak halkı katlediyorlardı. Türk ordusu savaş alanında olduğu için cephe gerisinde meydana gelen olayları önleyemiyordu. Başkumandan Vekili Enver Paşa bu duruma bir çare olmak üzere 17 C. 1333 (2 Mayıs 1915) tarihinde Dahiliye Nazırı Talat Paşa'ya şu yazıyı yolladı:
"Van Gölü etrafında ve Van Valiliğince bilinen belirli yerlerdeki Ermeniler, isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır bir haldedirler. Toplu halde bulunan Ermenilerin buralardan çıkarılarak isyan yuvalarının dağıtılması düşüncesindeyim. III. Ordu Komutanlığı'nın verdiği bilgiye göre Ruslar 5 L. 1333 (20 Nisan 1915) tarihinde kendi sınırları içindeki Müslümanları sefil ve perişan bir halde sınırlarımızdan içeriye sokmuşlardır. Hem buna karşılık olmak ve hem yukarıda bahsettiğim amacı sağlamak için ya bu Ermenileri aileleriyle birlikte Rus sınırı içine göndermek veyahut bu Ermeni ve ailelerini Anadolu içinde çeşitli yerlere dağıtmak gereklidir. Bu iki şekilden uygun olanın seçilmesiyle tatbikini rica ederim. Bir mahzuru yoksa isyancıların ailelerini ve isyan bölgesi halkını sınırlarımız dışına göndermeyi ve onların yerine dışarıdan gelen Müslüman halkın yerleştirilmesini tercih ederim"
Bu yazı ile Enver Paşa, Ermenilerin isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılmalarını istiyordu. Yine bu yazıya göre bu tatbikat yalnızca isyan ve karışıklık çıkarılan bölgelerdeki Ermenilere uygulanacaktı. Nitekim uygulama da öyle olmuştur.
Dahiliye Nazırı Talat Paşa, durumun nezaketi karşısında geçici bir kanun çıkmadan ve Meclis-i Vükelâ kararı olmadan bütün sorumluluğu üzerine alarak Ermeni tehcirini başlattı
Talat Paşa önce Van, Bitlis ve Erzurum bölgelerinde bulunan Ermenilerin savaş alanı dışına çıkarılmalarını, ilgili valilerden 3. ve 4. Ordu komutanlarıyla işbirliği yaparak derhal icraya koymalarını istedi.
Rusya, İngiltere ve Fransa'nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Ermenilerin öldürüldükleri iddialarıyla yaptıkları baskılar sonucu tehcirin sorumluluğunu daha fazla tek başına taşıyamayacağını anlayan Talat Paşa'nın Sadaret'e verdiği tezkire üzerine bir gün sonra 13 B. 1333 (27 Mayıs 1915) tarihinde "Vakt-i seferde icraat-ı hükümete karşı gelenler için cihet-i askeriyece ittihaz olunacak tedbir hakkında kanun-ı muvakkat" çıkarıldı ve yürürlüğe kondu.
Böylece komutanlara, asayişi bozan silâhlı saldırgan ve direnişçileri, tecavüz ve direnişleri sırasında imha etme; casusluk ve vatana ihanet eden köy ve kasaba halkını tek tek veya toplu halde başka yerlere sevk ve iskân etme yetkileri verilmekle tehcir işi orduya devredilmiş oldu.
27 B. 1333 (10 Haziran 1915) tarihinde yayınlanan talimatname ile de tehcire tabi tutulan Ermenilerin malları koruma altına alındı. "Emvâl-i Metrûke Komisyonu" (Terkedilmiş Mallar Komisyonu) kuruldu Bu komisyonlar boşaltılan köy ve kasabalardaki Ermenilere ait malları tespit ederek ayrıntılı defterlerini tutacaktı. Defterin biri mahallî kiliselerde korunacak, biri mahallî yönetime verilecek, biri de komisyonda kalacaktı. Bozulabilir eşya ile hayvanlar açık artırma ile satılacak ve parası korunacaktı. Komisyon bulunmayan yerlerde bu görevi mahallî görevliler yerine getirecekti. Bu malların korunmasından Ermeniler dönünceye kadar hem komisyon hem de mahallî idareler sorumlu olacaktı.


C- Tehcirin Uygulandığı Bölgeler

Tehcir doğrudan doğruya cephelerin güvenini sarsacak bölgelerde uygulanmıştır. Kafkas ve İran cephesinin gerisinde bulunan Erzurum, Bitlis ve Van bölgeleri ile Sina cephesi gerisinde bulunan Mersin ve İskenderun bölgeleri olmak üzere bölgede uygulanmıştır. Ermeniler bu bölgelerde düşmanla işbirliği yaparak onların faaliyetlerini kolaylaştırıyorlardı. Sonradan bu uygulama isyan çıkaran ve Ermeni komitecilerine yataklık eden diğer vilâyetlerdeki Ermenileri de kapsamı içine aldı.


d- Ermeni Sevkiyatının Yapıldığı Yerler

Tehcir kararından sonra kafileler halinde çeşitli vasıtalarla iskân bölgelerine sevke başlanmıştır. Tehcir kararından önce Zeytun, Maraş ve Haçin gibi problemli yerlerden Konya'ya Ermeni sevk edilmiştir. Ancak Konya'da Ermeni nüfusun artması ve birtakım faaliyetlere girişecekleri ihtimali üzerine 1 C. 1333 (26 Nisan 1915) tarihli şifre telgrafla buraya sevkiyat durdurulmuş, yeni gönderilenlerin Urfa, Zor ve Halep'in güneydoğusuna nakledilmeleri kararı alınmıştır.
Devlet sevk edilen Ermenilerin gittikleri yerlerdeki nüfuslarını devamlı kontrol etmiş. Müslüman ahalinin % 10'unu geçmemesine özen göstermiştir. Ermeni nüfusun belli bir yerde toplanmalarını sakıncalı görerek ayrı kasaba ve şehirlere yerleştirmiştir.
Adana, Ankara, Aydın, Bolu, Bitlis, Bursa, Canik, Çanakkale, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Erzurum, İzmit, Kastamonu, Kayseri, Karahisar, Konya, Kütahya, Mamuretülaziz (Elazığ), Maraş, Niğde, Samsun, Sivas, Trabzon ve Van şehirlerinden Halep, Rakka, Zor, Kerek, Havran, Musul, Diyarbakır ve Cizre'ye Ermeniler sevk edilerek iskân edilmişlerdir.
Ermeni kafilelerinin iskân yerlerine sevk edilirlerken yakın ve meşakkatsiz yollar seçilmiş, ayrıca emniyet ve muhafazaları için özen gösterilmiştir.


e- Sevkiyata Tabi Tutulmayan Ermeniler

Tehcir kararı bütün Ermenilere şamil değildir. Bazı şartları taşıyanlar bunun dışında tutulmuştur. Bunlar hasta ve âmâlar, Katolik ve Protestan mezhebinden olanlar, askerler ve aileleri, memurlar, tüccarlar, bazı amele ve ustalardır.
Osmanlı ordusunda görev yapan asker, subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet görenlerin ve ailelerinin yanı sıra merkez ve taşrada bulunan Osmanlı Bankası şubeleriyle, Reji İdaresi, Düyun-ı Umûmiye ve bazı konsolosluklarda görevli Ermeni memurlar sadakat ve iyi halleri gözönüne alınarak sevk dışı bırakılmışlardır. Sadakatsizlik eden ve komite mensubu olanlar azledilerek sevk edilmişlerdir. Yetim çocuk ve dul kadınlar da sevk edilmeyerek yetimhanelere ve bulundukları yerlerdeki köylere yerleştirilmişlerdir. Ayrıca ticaret ve benzeri suretlerle ikamet eden Ermeniler, Ermeni mebus ve aileleri de yerlerinde bırakılmışlardır.
Daha sonra umumî bir emirle, sevkiyat esnasında yetim kalanların erkekleri sevk edilen veya askerde olan kimsesiz ailelerinin iskân ve iaşelerinin temini istenmiştir.


f- Sevkiyatta Karşılaşılan Zorluklar

Devlet savaş şartlarına rağmen sevkiyatın düzen ve emniyet içinde yürümesi ve kafilelerin her hangi bir zarara uğramaması için elindeki bütün imkânları kullanarak gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu gaye ile trenle sevkiyat tercih edilmiştir. Tren bulunmayan yerlerde araba ve hayvan tahsis etmiştir. Cepheye devamlı asker ve zahire sevki dolayısıyla istasyonlarda zaman zaman yığılmalar olmuştur. Bu da Ermeni sevkiyatının aksamasına yol açmıştır. Diğer taraftan hasat mevsimi olması dolayısıyla arabaya ve hayvana duyulan ihtiyaç yüzünden araba ve hayvan temin etmek güçleşmiştir.
Ayrıca yiyecek bulmakta güçlük çekileceği ve bu yüzden sefalete düşüleceği düşünülerek devlet tarafından iaşe edilmiştir.


g- Sevkiyat İçin Para Tahsisi

Muhacirin Tahsisatı'ndan iaşe ve iskân masraflarının dışında sevkiyatın muntazam olarak yürütülebilmesi için İskân-ı Aşair ve Muhacirîn Müdürü Şükrü Bey'i görevlendirmiştir. Her türlü ihtiyacın temini için de Konya, Adana, Halep, Suriye, Ankara, Musul vilâyetlerine ve İzmit, Eskişehir sancaklarına ihtiyaca göre toplam 2.250.000 kuruş tahsis edilmiştir. Yine duruma göre ilâve para tahsisleri yapılmıştır.


h- Ermenilerin Taşınmaz Mallarının Durumu

sevk edilen Ermenilerin geride kalan taşınmaz malları hükümetçe kendileri namına müzayede usulüyle satılmış ve sonradan Emval-i Metruke Komisyonu aracılığı ile bedelleri ödenmiştir. Terkedilmiş mal ve eşyanın devlet memurlarınca suistimale meydan verebileceği düşüncesiyle satın alınması önce yasaklanmış, sonradan gerçek fiyatı ve peşin para ödemek şartıyla Ermenilerden ev satın almaları serbest bırakılmıştır. Görüldüğü gibi devlet Ermenilerin mallarının yağmalanmasına müsaade etmemiş ve gerçek değerleri üzerinden satılması için gayret sarf etmiştir.
29 B. 1333 (11 Ağustos 1915) tarihli umum tebligatta şu tedbirlerin alınmasını istemiştir.
1- Tahliye edilmiş olan bölgeye hiçbir şüpheli ve meçhul şahsın sokulmaması.
2- Eğer Ermenilerden ucuz mal almış olan varsa, satışın feshedilmesi ve aslî kıymetinin takdir olunarak gayr-ı meşru bir menfaat teminine meydan verilmemesi.
3- Ermenilerin istedikleri eşyayı götürmelerine müsaade edilmesi.
4- Götüremeyecekleri eşyadan durmakla bozulabilecek olanlarının zaruri olarak satılması bozulmayacak olanların sahipleri namına muhafaza edilmesi.
5- Taşınmaz malların icar, ferağ ve rehin gibi muamelelerinin sahipleriyle olan alâkalarının bozulmaması ve hicretin başlangıcından itibaren bu hükme aykırı uygulamalar yapılmışsa feshedilmesi.
6- Bu mülkler hakkında muvazaalı durumlara meydan verilmemesi.
7- Sevk edileceklerin mallarını, (ecnebiler dışında) satmalarına müsaade edilmesi.


ı- Sevkiyatın Durdurulması

Kış dolayısıyla 17 M. 1334 (25 Kasım 1915) tarihinden itibaren ilgili Anadolu vilâyetlerine gönderilen bir emirle sevkiyatın geçici olarak durdurulduğu bildirilmiş; daha sonra da Ermeni sevkiyatına son verildiği, bundan böyle hiçbir sebep ve vesile ile sevkiyat yapılmaması tebliğ edilmiştir.


i- Tehcir Sonrası Ermeniler

Tehcire son verildikten sonra da Ermenilerin, Ermenistan kurma çalışmalarına devam ettikleri anlaşılmaktadır. Bu maksada hizmet etmesi için birtakım komiteler kurmuşlardır. Rusların Kafkasya'daki Ermenileri Osmanlı topraklarından toprak verme gibi bir çok vaadlerle Osmanlı Devleti aleyhine kışkırttıkları anlaşılmaktadır.
Ermeniler, sınır ve iç bölgelerinde çete faaliyetlerini sürdürmeye ve Rus ordusu başta olmak üzere bölgedeki düşmanlarla da işbirliği yaparak Müslüman ahaliye zulmetmeye devam etmişlerdir.


j- Geri Dönmek İsteyen Ermenilere Müsaade Edilmesi

I. Dünya Savaşının sona ermesi üzerine sevk edilen Ermenilerle ilgili Osmanlı Hükümeti'nin yeni kararlar alarak Ermenilerin istedikleri takdirde geri dönmelerine müsaade etmiştir. Gerek Emval-i Metruke Komisyonunca muhafaza edilen gerekse satılan gayri menkullerini geri alabilmeleri için her türlü kolaylık ve imkân sağlamıştır.
Görüldüğü üzere Osmanlı Devleti sürekli olarak Ermenileri korumaya, onların haklarını, hürriyetlerini gözetmeye özen göstermiştir. Ermenilerin düşmanların tahrik ve kışkırtmalarına aldanarak, devlete ihanet etmesi ve Müslüman ahaliyi katletmesi, isyanlar çıkarması gibi devletin güvenliğini büyük boyutlarda tehdit eden sebeplerden dolayı Osmanlı Hükümeti'ni tehcir kararı almaya zorlamıştır.
Buna rağmen gerek sevkiyat esnasında gerekse sevkiyata son verildikten sonra emniyetlerinin alınmasına, haklarının zayi olmamasına çok dikkat edilmiştir. Bu hususta devlet çok para sarf etmiştir. Buna rağmen sevkiyat esnasında Kürtler ve sair eşkiyanın saldırısına uğrayarak veya humma ve tifo hastalıklarına yakalanarak ölenler olmuştur. Sevk esnasında ihmalleri, uygunsuzlukları görülen görevlilerin derhal cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
Bu suistimalleri tahkik etmek üzere bir heyet göndermiş, basına da Şurâ-yı Devlet Azası İsmail Hakkı Bey'i tayin etmiştir.
______________________


[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]
_NaughtY_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-08-2007, 16:43   #2 (permalink)
Bir zamanlar ozgurduman67
 
_NaughtY_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

 
Profil
Yer: ine sewemem
Üye No
94
Mesajlar
2.915
Forum Katkısı
14395
Forum Katkısı Puanı
1433422
Derecesi
_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute_NaughtY_ has a reputation beyond repute
_NaughtY_ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Ermeniler, Kafkasya, İran ve Anadolu coğrafyasında dağınık hâlde yaşamış, M.S. IV. yüzyılda Hıristiyanlığın Gregoryen mezhebini kabul etmiş ve siyasî olarak Pers, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Safevi, Osmanlı ve Rus İmparatorluğu hakimiyeti altında, kültürel ve sosyal varlıklarını sürdürmüş bir toplumdur. Yaşadıkları bu bölgelerde kültürel, sosyal ve iktisadî yönden ciddî bir varlık göstermişler ve önemli fonksiyonlar icra etmişlerse de, siyasî yönden yukarıda bahsettiğimiz imparatorlukların himayesinde, gölgesinde, idaresinde yaşadıkları için, ayrı ve müstakil bir siyasî şahsiyet olma imkânı bulamamışlardır. Bunda Ermenilerin zanaatkar, sanatkâr, tüccar, esnaf olmaları münasebetiyle, idaresi altında bulundukları imparatorlukların tesis ettikleri barış ortamından yararlanarak daha fazla ticaret yapmak, her tarafa dağılmalarının önemli bir rolü olmuştur. Bu itibarla, Büyük Ermenistan- Küçük Ermenistan dedikleri bölgede yaşayan diğer kavimler karşısında, siyasî birlik, siyasî güç ve kudret yani “devlet” oluşturmaya yetecek nüfus potansiyeline, hiçbir zaman sahip olamamışlardır. Bu durum Ermenilerde, oturdukları yerleri-toprakları vatanlaştırma şuurunun olmadığını gösterir. Onlar mesleklerini icra etmek, ticaret yapmak için başka kavimlerin kalabalık olduğu yerlere, şehirlere, kasabalara bazen birkaç aile, bazen küçük bir grup ve bazen de bir mahalle olarak yerleşmişlerdir. Bu şekilde dağınık yaşamaları onların hayat tarzı ve zenginlik kaynağı olmuştur. Meselâ, Osmanlı İmparatorluğu’nun genişliği ve yönetiminin de hoşgörüsü Ermenilere bu imkânı fazlasıyla sunmuştur. İstanbul’daki Ermeni nüfusu, Doğu Anadolu’daki birkaç vilâyetteki Ermeni nüfusundan fazla idi. Ayrıca Bursa, İzmir, Konya, Ankara, Samsun, Trabzon gibi vilâyetlerde Ermeni mahalleleri mevcuttu.
Kısaca, Ermenilerin hayat tarzı ve anlayışları, onların, siyasî varlık ve birlik olmalarını engelleyen en önemli unsur olmuştur. Bilindiği üzere Balkanlardaki Yunanlar, Sırplar, Bulgarlar gibi gayrimüslim kavimlerin nüfusları, belli bir bölgede yoğunlaştığı için, Osmanlı Devleti’ne isyan etmeleri ve ondan ayrılmaları daha kolay olmuştur.
Ermeniler, hak iddia ettikleri Doğu Anadolu’da (vilayât-ı sitte) nüfus oranının ve nüfus yoğunluğunun azlığı yanında, kurmak istedikleri müstakbel Ermenistan’ın sınırlarını kesin olarak çizmekte güçlük çekiyorlardı. Zira, geçmişten kalma tarihî ve siyasî kesin bir sınırları yoktu. Ermeniler, nüfusun yüzde yüzüne yakınını teşkil ettikleri, beşerî ve kültürel sınırları belli bir coğrafyaya sahip değildiler. Dolayısıyla, Doğu Anadolu’da ayrılıkçı bir isyanı destekleyecek ve takviye edecek beşerî ve askerî bir güç de ellerinde bulundurmuyorlardı. Osmanlı, Rus ve İran devletlerinin tebası oldukları için siyasî birlikleri ve güçleri de söz konusu değildi.

A- Ermeni Meselesi’nin Doğuşu ve Gelişimi
XIX. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti ile Ermeniler arasında herhangi bir ciddî problem yoktu. Ermeniler, millet sisteminin bahşettiği muhtariyet çerçevesinde, kendi vagonlarında hayatlarını rahat bir şekilde sürdürüyorlardı. Yalnız bu vagonu, diğer kavimlerin vagonlarıyla birlikte, Osmanlı lokomotifi (Türkler) çekiyordu. Baş makinist (padişah), Osmanlı lokomotifine taktığı değişik kavimlere ait vagonları, belli bir hızla belli bir istikamete götürürken hiç mesele çıkmamıştı.
XIX. yüzyıla gelindiğinde makinist ihtiyarladı, lokomotif eskidi, yakacak kömür-odun azaldı, yeterli su bulunmaz oldu. Trenin hızı azaldı. Vagonlardaki yolcular huzursuz olmaya, makinistten-lokomotiften şikâyete başladılar. İlk önce Sırplar(1804) ardından Yunanlar, Osmanlı katarlarından 1821’de ayrılarak Millî Yunan lokomotifine takılmış ve farklı bir istikamette yol almaya başlamıştı. Hıristiyan Avrupa’nın, Yunanistan Devleti’nin kurulmasına yardım ettiği bilinen bir husustur.
1830’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı, 1833 Hünkar İskelesi Antlaşması, 1839 Tanzimat’ın ilanı, 1854 Kırım Savaşı ve Islahat Fermanı gibi olaylarla, Şark Meselesi iyice alevlenmiş ve Avrupa’nın büyük devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya), dikkatlerini tamamen Osmanlı İmparatorluğuna (Hasta Adam) ve onun mirasına çevirmişlerdi. Böyle bir ortamda Babıâli sadık millet olarak gördüğü Ermenileri, devlet yönetiminde görevlendirmiş ve pek çok Ermeni bürokratını da önemli mevkilere getirmişti. Böylece Osmanlı’nın itimadını kaybeden Rumların yerini, bürokraside Osmanlı’nın güven duyduğu Ermeniler doldurmuştu. Bu durum, XIX. yüzyılın ortalarında Türk-Ermeni münasebetlerinin iyi olduğunu ve ayrıca Ermenilerin yabancı bir devletin himayesinde bulunmadığını göstermekteydi.
Türklerin Ermenilere bu derece güvenmesi ve idarenin her kademesinde onları görevlendirmesi üzerine; o zamana kadar İngiliz, Fransız, Rus ve Amerikan kiliselerinin dinen ilgilendiği Ermeni cemaatine, bu sefer de İngiltere, Rusya ve Fransa hükümetleri doğrudan doğruya (siyaseten) el attılar ve onlarla yakından alakadar olmaya başladılar. Ermenilere olan bu ilginin bu şekilde birden artması ve siyasileşmesi elbette ki hayra alamet değildi. Nitekim, XVIII. yüzyıldan beri devam eden dinî alakaya, 1830’lardan sonra siyasî alakanın da eklenmesi üzerine, Rusya, Ortodoks Ermenilere, Fransa, Katolik Ermenilere el attı. Hindistan’ı fetheden İngiltere de; Şark Meselesi’nde Fransa’yı dengelemek ve engellemek için Lübnan’da Dürzilerle, Rusya’yı dengelemek ve güneye inmesini engellemek için de Anadolu’da Gregoryen Ermenilerle, siyaseten meşgul olmaya başladı.
Osmanlı Ermenilerinin, yukarıda ifade ettiğimiz gibi birinci engeli, Müslümanlara göre nüfuslarının oran ve yoğunluk itibariyle az olması ve bu az nüfusun da imparatorluğun her köşesine dağılmış bulunması; ikincisi anayurt veya anavatan şuurunun yokluğu ve azlığı sebebiyle hak iddia ettikleri Doğu Anadolu’yu geçinmelerini sağlamak amacıyla terk etmeleri ve haklı olarak Osmanlı topraklarının her köşesini vatan kabul etmeleri; üçüncü çıkmazları ise İngiltere, Rusya ve Fransa tarafından mezhebî ve siyasî açıdan Katolik, Ortodoks, Protestan ve Gregoryen olarak dört kampa ayrılmaları, yani parçalanmalarıdır. Bu üç büyük devlet her bir Ermeni grubuna büyük vaatler ve umutlar vererek, onları Osmanlı’dan koparmışlardır. Ayrıca, Katolik Ermeniler, Ortodoks Ermeniler, Protestan Ermeniler ve Gregoryen Ermeniler arasına da fesat, rekabet ve düşmanlık sokarak, Ermenilerdeki mezhebî ve millî bütünlük ve dayanışma ruhunu yıkmışlardır. 1819’dan itibaren ABD’nin, misyonerleri vasıtasıyla Ermenilere el attığını ve onları himaye ederek umutlandırdığını da unutmamak lazımdır.
Bu arada pek çok Ermeni genci bazen kendi imkanlarıyla, bazen kiliselerin aracılığıyla, bazen de Avrupalı devletlerin desteğiyle Fransa, İngiltere, İsviçre, Amerika, Rusya, Belçika gibi ülkelere giderek tahsil görmüşler ve İstanbul’a dönmüşlerdir. İstanbul, sanki Ermeni kültürünün ve uyanışının merkezi hâline gelmişti. Ermeni aydınları, Avrupa’da çeşitli fikir akımlarının, özellikle romantizmin ve realizmin etkisinde kalarak, ilericiler (Aydınlıkçılar-Èclaires) ve gericiler (Karanlıkçılar-Obscurantists) şeklinde iki büyük gruba ayrılmışlardı. Ermeni toplumu da ikiye bölündü. İngiltere ilericilerin yanında yer aldı. Her iki tarafın, İstanbul’da yaptıkları salon toplantılarında, millî ve dinî meseleler tartışılıyordu. Bu toplantılarda, zamanla Ermenilerle ilgili meseleler, millî dava hâline getirilmişti. Bu ise Ermenilerin politize edilmesi anlamına geliyordu.
Nitekim, Tanzimat döneminin getirdiği havadan da istifade ederek 1841, 1847 ve 1853 yıllarında, Ermeniler kendi cemaat işlerini yönetmek için Meclis (Konsey) teşkil etmişlerdir. 1860’da Ermeni Milli Anayasası (Sahmanadrouthiun) ortaya çıktı ve 1863’te Babıâli tarafından, Ermeni Millet Nizamnamesi adı altında kabul edildi. Bu gelişmelerden ve Avrupa’nın desteğinden cesaret alan bazı Ermeniler, gizliden gizliye Türk-Ermeni, Müslüman-Hıristiyan düşmanlığını, okullar ve toplantılar sayesinde Ermeni gençlere aşılıyorlardı. Ayrıca dinî ve millî teşkilâtlarını artırarak Anadolu’da da faaliyete başladılar. Teşkilâtlanma konusunda Katoliklere Fransa, Ortodokslara Rusya ve Gregoryenlere de İngiltere yardım ediyordu. Kısaca Ermenilerin Büyük Devletlere, Büyük Devletlerin de Ermenilere ilgisi artarken, her ikisinin Osmanlı Devletine karşı tavrı ise dostane olmaktan çıkıyor, hatta hasmane olmaya kadar varıyordu. (1876) I. Meşrutiyetin ilân edilmesiyle birlikte Türk-Ermeni ilişkilerinin düzelmesi bekleniyordu. Ancak, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Osmanlıların mağlup olmasını fırsat sayan, Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan’ın, Rusya ile iş birliğine girmesi ve Ayastefanos Antlaşmasına, Ermeniler lehine 16. maddeyi koydurması hem bardağı taşıran son damla oldu hem de Ermenilerin gerçek niyetlerini ortaya koydu. Niyetleri, Avrupa’nın yardımıyla Doğu Anadolu’da bir Ermenistan Devleti kurmaktı. Bu Doğu Anadolu’dan Türklerin atılması manasına geliyordu. Dolayısıyla Osmanlı Devletinin hoş görmesi beklenemezdi. Ancak, Ermeni Meselesi artık dünya politikasının ve diplomasisinin gündemine girerek enternasyonalize edilmişti. Nitekim Berlin Antlaşması’nın 61. maddesiyle Ermeniler lehine hüküm konulması, Türk-Ermeni ilişkilerini daha da gerginleştirmişti. Osmanlılar haklı olarak Ermenilere şüphe ile bakmaya başladı.
Ermeniler, Berlin Antlaşmasının 61. maddesiyle teorik olarak elde ettikleri reform isteklerini uygulamaya geçirmek ve hızlandırmak için, siyasî ve askerî teşkilâtlanmaya başladılar ve bağlı oldukları meşru Osmanlı Devleti aleyhine, Avrupa ile dirsek temasına geçtiler. Nitekim 1877’de Cenevre’de Marksist eğilimli Hınçak (Çan) Cemiyeti ile 1890’da Tiflis’te ihtilalci Taşnak Cemiyeti kuruldu. İki cemiyet arasında hem siyasî fikir ayrılığı hem de ciddî bir rekabet mevcuttu. Bu onların zaafı olmuş, hiçbir zaman bir birlik ve bütünlük oluşturamamışlardır.
Bu iki cemiyet taraftarları ve kiliseler, Ermeni cemaatini silâhlandırmaya koyuldular. Avrupa silâh, mühimmat ve para yardımı yapıyordu. Nihayet 1891’den itibaren isyan, şiddet, baskın, suikast metodunu benimseyerek harekete geçtiler. Ancak Ermeniler, bu metotlarla Anadolu’da Ermenistan devleti kuramayacaklarını biliyorlardı. O hâlde isyanla-şiddetle ne yapmak istiyorlardı?
Evvela, Müslümanları Doğu Anadolu’dan kaçırmak ve Ermeni nüfus oranını artırmak; ikinci olarak Türkleri tahrik ederek, kızdırarak Ermenilere saldırmalarını ve onları öldürmelerini sağlamak, sonra da Avrupa’ya dönerek “Bakın Türkler Ermenileri katlediyorlar, Müslümanlar Hıristiyanlara saldırıyorlar” diyerek yaygara koparmak ve Avrupa’nın kendi lehlerine müdahalesini temin etmek; üçüncü olarak Avrupalı devletlere, Doğu Anadolu’da bir Ermenistan devleti kurdurmaktı.
Ermenilerin bu metotlarla da bir yerlere varmaları mümkün değildi. Çünkü kendileri öz kuvvetleriyle devlet kurabileceklerine inanmıyorlardı. Ayrıca, şiddetle, suikastlerle, baskınlarla, çetelerle belki Osmanlı Devleti’ni rahatsız edebilirlerdi, fakat devlet kuramazlardı. Bunu göremediler. İngiltere’nin Ermenilere “kara kaşları ve kara gözleri için” devlet kuruvermeyeceğini anlayamadılar. Nitekim İngiltere, Fransa ve Rusya I. Dünya Harbi esnasında (1914-1918) aralarında yaptıkları Osmanlı topraklarını paylaşma projelerinde, Ermenistan devletine yer vermemişlerdi. Ermeniler bunun da farkına varmadılar.
İngiltere ve Fransa, Millî Mücadele döneminde (1919-1922), Türklere karşı Ermeni kozunu kullanmak için Sevr Antlaşması’yla Doğu Anadolu’yu Ermenilere ayırmışlardı. Böylece Ermeniler Fransız saflarında Adana-Maraş’ta Türklere karşı savaşmışlar, İngilizlerin teşviki ile Doğu Anadolu’da Türklere yeniden saldırmışlardır. Buna rağmen 1921 Ankara Antlaşmasıyla, Fransızlar Ermenileri kendi başlarına terk ettiler. 1923 Lozan Antlaşmasında İngiltere ve Fransa Ermenilerden ve Ermenistan’dan hiç söz etmemişlerdir.
1918 yılında İngiltere, petrol bölgelerini işgal ettikten sonra,Ermeni isteklerini gündemden çıkarmışlardır. Başkan Wilson, 14 maddelik kendi prensipleri çerçevesinde, Ermenilerle ilgilenmek ve onları Amerika’nın mandası altına alarak himaye etme arzusunu göstermiştir. Zira Wilson, Ermenileri savunmak ve himaye etmek için 200.000 kişilik bir Amerikan ordusuna ve yılda 276.000 Amerikan dolarına ihtiyaç olduğunu görünce “astarı yüzünden pahalıya mal olacak” diye Ermenileri desteklemekten vazgeçmiştir. Ermeniler ABD’nin de herhangi bir siyasi ve ekonomik çıkarı olmadan, kendileri lehine parmağını oynatmayacağını yine de göremediler.
3. ERMENİ İSYAN VE KATLİAMLARI :
Ermeniler'e sırasıyla, Anadolu'da; Armenakan ve Vatan Koruyucuları", Cenevre'de; Hınçak Tiflis'te; Taşnak" komiteleri kurdurulmuştur. bu komitelere hedef olarak doğu Anadolu toprakları, amaç olarak ise Osmanlı Ermenileri'nin birliği gösterilmiştir.
Bu amaçla kışkırtılan Ermeni komiteleri, ilk olarak 1890 Erzurum isyanı olmak üzere, Kumkapı gösterisi, Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, Sason isyanı, Bab-ı Ali gösterisi, Zeytun ve Van isyanı, Osmanlı Bankası'nın işgali, Abdülhamit’e suikast teşebbüsü ve 1909 Adana isyanlarını çıkartmışlardır. Bu isyanlar sırasında, 1914'de Zeytun'da 100, 1915 van olaylarında 3000 ve 1914-1915 muş olaylarında 20.000 Türk,Ermeni mezalimi sonucu hayatlarını kaybetmiştir.
Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarla vermiştir. Bu dönemde Ermeniler; Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zarar vermişlerdir. Örneğin Van’ın Zeve Köyü’nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür.
4. TEHCİR KANUNU, UYGULAMASI VE SÖZDE ERMENİ SOYKIRIM İDDİASI:
Osmanlı Hükümeti’nin bütün iyi niyetine rağmen, ülkede Ermeni olaylarının giderek yoğunlaşması, savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına Ermeni saldırılarının artması ve ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların topyekun bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.
Bu maksatla, 24 Nisan 1915'de Ermeni Komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden 235 kişi, "devlet aleyhine faaliyette bulunmak" suçundan tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl "sözde soykırım anma günü" olarak andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı değildir."
Komitelerin kapatılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti'ne karşı casusluk ve hıyanetleri görülenlerin, ayrı ayrı -veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere "sevk ve iskanı" için 27 Mayıs 1915'de "Tehcir Kanunu"nu çıkarmıştır.
Göçe tabi tutulanlar, imparatorluk sınırları içinde Ordu-Kastamonu, Ankara-Niğde, Malatya-Maraş, Diyarbakır-Urfa-Adana ve Suriye-Irak bölgelerine gönderilmiş olup, 1916 Ekim sonuna kadar toplam 702.900 kişinin göç ettirildiği belgeleriyle sabittir.
1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti'nde 1.234.671 Ermeni nüfusu bulunmaktadır. bu sayı Ermeni Patrikhanesi'ne göre 2.5 milyon, Lozan Konferansı Ermeni Heyeti'ne göre 2.2 milyon, Fransız Sarı Kitabı'na göre 1.5 milyon, Britannica'ya göre 1.5 milyon, ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.
Buna göre en fazla 700.000 kişinin göçe tabi tutulduğu bir yer değiştirme olayında, Ermenilerin iddia ettiği gibi 2-3 milyon kişinin öldürülmesi mümkün değildir. çünkü, zaten Osmanlı devleti içinde 1.230.000 civarında Ermeni bulunmaktadır. bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi, bunu asimilasyon yoluyla halledebilirdi. oysa açıklandığı üzere Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam sürdürmüşlerdir.
0 halde sözde Ermeni soykırım iddiası tamamen uydurma olup, hiç bir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı, bir hayal ürünüdür.
Asoghik ve Mateos'dan Voltaire, Lamartine, Claide Farrere, Pierre Loti, Nogueres, İlone Caetani, Philip Mashall Brown, Michelet, Sir Charles Wilson, Politis, Arnold, Bronsart, Roux, Grousset, Edgar Granville, Garnier, Toynbee, Price, Bombaci'ya kadar uzanan ve bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulmayacak pek çok tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir.
Nitekim ABD'li Ermeni profesör Hovannısıan, 1982 yılında Münih'te yapılmış olan "Dünya Ermenilerinin Problemleri Kongresi'nde bu gerçeği, "Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır" şeklinde dile getirmiştir.
Ayrıca, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, lordlar kamarasında Ermeni soykırımına ilişkin sorulara maruz kalmış ve bunlara yazılı olarak, "Türk Hükümeti'nin Ermeni tebasını yok etmeye dair bir kararının mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığından, İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımamıştır" yanıtını vermiştir.
ABD'li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da, sözde Ermeni soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, Ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. Soykırım iddiasına Bernard Lewis, 1993 yılında "Le Monde" gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle değinmiştir: "Osmanlı Hükümeti'nin Ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin "tehcire" (Ermeni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü Ermeniler, Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı". Yine Dr. Karakın Pastırmacıyan'ın "Anadolu'yu sarkı şimendifer meselesi" adlı kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki Ermeni'nin kendi isteğiyle Türkiye'yi terk ettiği, Ermenilere Türkler tarafından baskı yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.

5. SOYKIRIM NEDİR? ÖRNEK SOYKIRIM OLAYLARI :
Soykırım; ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesidir. bu suç direkt olarak bir hükümet tarafından veya onun rıza göstermesi ile işlenebilir. Birleşmiş milletler genel kurulu dünyada soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948'de "Soykırım Sözleşmesi'nı kabul etmiş ve Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur.
Soykırım dendiği zaman, II nci dünya savaşı boyunca Nazilerin Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım akla gelir. 1939 ila 1945 yılları arasındaki dönemde, 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet savaş tutsağı, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000 civarında çingene ve 70.000 özürlü insanın canına kıyılmıştır. İşte soykırım budur.
Bunlara ilave olarak, Birleşmiş Milletler'in önleyici yönde sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız soykırım olayı görülmüştür. örneğin 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya'da Kızıl Kmerler 1.7 milyon Kamboçyalı'yı katletmiş, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından öldürülmüş ve 1991'den sonra Bosna-Hersek ile Kosova'da binlerce Müslüman Sırp vahşeti sonucu hayatını kaybetmiştir."
Soykırım suçu, gerçek anlamda yukarıda örneklenmiş olan olaylarda işlenmiştir. Ermenilerin iddia ettiğinin aksine, 1915 yılında doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla imparatorluk içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım ile hiç bir alakası yoktur.
Ermenilerin doğu Anadolu'da savaş ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. ancak bu kayıplar, doğu Anadolu'da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı tahribat sonucu meydana gelmiştir.
Aslında Ermeniler, geçmişte hakimiyeti altında yaşadıkları devletlere ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna benzer göç hareketlerine tabi tutulmuşlardır. Sasaniler 379'larda 70.000 Ermeni'yi İran'a, Bizanslılar 1025'lerde Doğu Anadolu'daki 40.000 Ermeni'yi Sivas ve Kayseri'ye, Memluklar 1250'lerde 10.000 kadar Ermeni'yi Mısır'a, 1743'de İranlılar 24.000 Ermeni'yi İran içlerine ve 1777'de Kırım'ı işgal eden Ruslar bölgedeki binlerce Ermeni'yi steplere sürmüştür.
Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan Ermenilerin, bunların hiç birini gündeme getirmeden, sadece 1915'de Osmanlı devleti tarafından son derece haklı gerekçelerle göçe tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile sorun haline getirmeleri maksatlı olup, Türkiye'nin bütünlüğünü bozmaya yönelik politikaların bir ürünüdür. Batılı ülkelerin, Afrika ve Balkanlar'da yaşanmakta olan gerçek anlamdaki soykırım hareketlerine seyirci kalarak, sözde Ermeni soykırımına sahip çıkmaları, bunun en iyi göstergesidir.
6. ERMENİ TERÖRÜ :
Türkiye açısından Ermeni sorununun önemli bir boyutu, Ermenilerin Türklere karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamalarıdır. Özellikle Türk devlet adamlarına yöneltilen bu taarruzu strateji ilk defa 1905'de II. Abdülhamit'e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. 1965 yılına kadar sakin bir dönem geçirdikten sonra,Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmış, 1972 yılı sonuna kadar çeşitli ülkelerde 20'ye yakın anıt dikilmiş, basın ve yayın faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konmuştur.
Ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış göstererek yoğunluk kazanmıştır. Bu dönemde, Avrupa ve doğu ülkeleri ile Suriye ve Lübnan'da üsler edinen Ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği içine girerek eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.
Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine gitmişlerdir. 1984 yılında cereyan eden Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla, PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir.
Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak, "bağımsız bir Ermenistan" kurmaktı. bu gün devlet olma özelliğini elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.
B- Ermeni Meselesinin Yeniden Ortaya Çıkması
24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasıyla Türk devleti ve vatanı resmen teşekkül etmiş ve meşruiyet kazanmıştı. Artık yeni devlet millî ve üniter bir yapıya sahip olmakla da, hem Osmanlı İmparatorluğu’yla şeklen bağını kesmiş hem de onun meşgul olduğu meselelerle uğraşmak istememiştir. Bunlardan birisi de Ermeni Meselesi idi. Türk hükümeti bu meselenin kapanmış olduğuna inanıyor ve hiç üzerinde durmuyordu. Atatürk döneminde, gerek Ermenistan gerekse diğer ülkelerdeki Ermeniler de meselenin küllenmiş ve tarihe havale edilmiş olduğunu kabullenmeye razı olmuş gibi gözüküyorlardı.
Fakat II. Dünya Harbi’nden sonra iki kutuplu bir dünya ortaya çıkmıştı. Komünist-totaliter, kapitalist-liberal bloklar arasındaki rekabet soğuk savaş dönemini getirmiş ve her iki taraf birbirine karşı, her fırsatı ve her unsuru kullanıyorlardı. Türkiye’nin, Batı bloğunda yer alması ve NATO’ya girmesi Doğu bloğunda huzursuzluk yaratmıştır.
Bu sebeple Sovyet Rusya, Türkiye’ye karşı Ermeni kozunu kullanmayı plânladı. 1965 yılında Erivan sokaklarında, Türkiye aleyhine gösteriler tertip ettirildi. Moskova’nın, Türkiye’ye ve NATO’ya karşı, Ermenileri kullanma plânı hem Ermenistan’ın, hem de Türkiye dışındaki Ermenilerin hoşuna gitti. Kısa zamanda Türkiye aleyhine harekete geçtiler ve ASALA terör örgütünü kurdular. Erivan-Beyrut hattı arasında, her türlü kaçakçılığı yapan diğer bir şebeke, ASALA’ya para desteği sağlıyordu. Sovyet dünyasında, anti-Türk bir propaganda başlatıldı.
Ermeniler, seslerini ve isteklerini duyurabilmek ve dünya kamuoyunu etkilemek için 1973’te Los Angelos’ta, Türk konsolosunu öldürerek, Türkiye’ye ve Türklere karşı terör hareketi başlattılar. Bu terör Türk temsilciliklerine, Türk kuruluşlarına ve mallarına karşı 1984’e kadar durmadan devam etti. Avrupa ve Amerikan kamuoyu, Ermeni terörüne karşı sessiz kalıyordu. Ortadoğu’da Kafkasya’da hesabı olan devletler Ermenileri gerektiğinde kullanmak ve kendi yanlarına çekebilmek için, onlara sempati ile bakıyorlar, Türkleri ise suçlu buluyorlardı. Ne zamanki Ermeni terörü, Avrupa ve Amerika’ya zarar vermeye başladı, o vakit ASALA’ya dur emri verdiler ve Türkiye’ye karşı PKK Terör örgütünü devreye soktular.
Batılı güçlerin, Türkiye üzerinde Ermeni kozunu kullanmalarının veya kullanmaya hazır gibi görünmelerinin sebebi, hiç şüphesiz kendi ekonomik ve siyasî çıkarlarıdır. Ancak Ermenilerin veya Ermenistan’ın, Türkiye’den Doğu Anadolu’yu istemeleri, batının aklına ve mantığına uygun gelmemektedir. Zira, 1890-1915 yılları arasında, tüm Osmanlı Devleti’nde 1893 nüfus sayımında 1.101.413, 1914 nüfus istatistiklerinde ise 1.161.119 Ermeni varlığına, Avrupa’nın müdahalesine, desteğine ve Osmanlı Devleti’nin zayıflığına rağmen Doğu Anadolu’nun Türk hâkimiyetinde kaldığı bilinmektedir. Günümüzde ise Doğu Anadolu’yu Ermenilerin almasını veya Ermenistan’a ilhakını, hayal bile etmenin imkânsız olduğu görülmüştür. Bunun üzerine, Ermenistan Dağlık Karabağ’a yönlendirilmiş ve orasının işgal ve ilhakına yeşil ışık yakılmıştır.
Doğu Anadolu’da Ermeni kozunun işe yaramadığı ve yaramayacağı görüldükten sonra, PKK terör örgütü vasıtasıyla Kürtler devreye sokulmuştur.
ASALA ve PKK arasında ciddî bir ittifak sağlanmış, hatta Yunanistan da bu ittifaka gönüllüce dahil edilmiştir. Öngörülen plâna göre, PKK kullanılarak, önce Doğu Anadolu’nun Türkiye’den koparılacağı, daha sonra Van ve Van Gölü’nün kuzeyinde kalan Erzurum-Kars-Iğdır-Ardahan illerinin Ermenilere, Van-Muş-Bingöl hattının güneyinin Kürtlere verileceği vaat edilmiştir.
ASALA ve PKK terör örgütleri bu plânın cazibesi ve hayali ile avunmakta veya avutulmaktadır. Halbuki Batılı emperyalist güçlerin asıl hedefi Güney Kafkasya-Bakû, Hazar ötesi, Musul-Kerkük ve Basra Körfezi petrol ve doğalgaz yataklarını kontrol altında bulundurmaktır ve bu hedefe varabilmek için de ASALA’yı, PKK’yı, Barzani’yi, Talabani’yi kullanmaktadırlar.
BUGÜNKÜ DURUM VE SONUÇ :
Şu anda görünen o ki, bazı Ermeniler geçmişten ders almamaktadırlar. Geçmişte bu metotlarla bir yere varamadıkları gibi, günümüzde varmaları da mümkün değildir. Kendi öz kuvvetleriyle bunu başaramayacaklarına göre, asılsız soy kırım iddialarıyla, terörle ve üçüncü ülkelerin kongre kararlarıyla hiç başaramazlar. Belki geçmişte Osmanlı Devleti’ni rahatsız ettikleri gibi, bugün de Türkiye’yi rahatsız edebilirler. Ama asla başarılı olamazlar. SSCB'nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991'de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye'ye yönelik "sözde soykırım" iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslararası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadır.
Böylece soykırım iddiaların kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye'den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük Ermenistan'ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990'da kabul ettiği bildiride; "Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve batı Ermenistan'da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler" maddesine yer vermiştir.
Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin'de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye başlanmış, hatta bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alanda en önemli gelişme ise 29 Mayıs 1998'de Fransa meclisi tarafından sözde Ermeni soykırımının resmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya gönderilmesidir.
Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998'de Koçaryan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış, ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.
Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; "soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini" ifade etmiş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir.
Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak görünen Ermeni sorununun; Türkiye'den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye'ye dost olmayan çevre ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve Yukarı Karabağ ile Azerbaycan konusunda uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmak gibi boyutları bulunmaktadır.
Sonuç olarak Ermeni sorunu, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu gün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan suni bir sorundur
______________________


[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]
_NaughtY_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-08-2007, 16:46   #3 (permalink)
 
BJK1903 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

 
Profil
Üye No
2225
Mesajlar
49
Forum Katkısı
31
Forum Katkısı Puanı
119
Derecesi
BJK1903 will become famous soon enoughBJK1903 will become famous soon enough
BJK1903 - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Bjk1903

Hadi Be Bu Kisa Bakişsa Ooooooooooo Hepsi Ne Kadar Bakalim????????
______________________

http://img409.imageshack.us/img409/6918/bjk30jz2.jpghttp://img130.imageshack.us/img130/1139/w26vwxp5.gif
----------------------------------------------------
İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
BJK1903 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-09-2007, 16:19   #4 (permalink)
DR@GoNL€€
 
YuSuFiSL@M - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

 
Profil
Yer: misin? yemez mi?
Üye No
42
Mesajlar
1.033
Forum Katkısı
2534
Forum Katkısı Puanı
249233
Derecesi
YuSuFiSL@M has a reputation beyond reputeYuSuFiSL@M has a reputation beyond reputeYuSuFiSL@M has a reputation beyond reputeYuSuFiSL@M has a reputation beyond reputeYuSuFiSL@M has a reputation beyond reputeYuSuFiSL@M has a reputation beyond reputeYuSuFiSL@M has a reputation beyond reputeYuSuFiSL@M has a reputation beyond reputeYuSuFiSL@M has a reputation beyond reputeYuSuFiSL@M has a reputation beyond reputeYuSuFiSL@M has a reputation beyond repute
YuSuFiSL@M - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

inş ilk fırsatta okuyacağım. daha önce buna benzer bir yazıyı okumuştum. zamanımn kısıtlı olduğu içün kuru bir tşk ler geçiştiriyorum kusura bakma...
______________________

Şimdi artık ince pişmanlıklar fayda getirmez dedim ya..

[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]
YuSuFiSL@M isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-24-2007, 13:19   #5 (permalink)
 
&Gl@dY@To®& - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

 
Profil
Yer: le® ye®le® seni ham yapa® ye®le®
Üye No
5824
Mesajlar
39
Forum Katkısı
343
Forum Katkısı Puanı
31575
Derecesi
&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute&Gl@dY@To®& has a reputation beyond repute
&Gl@dY@To®& - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

tşkkrlr ..... .
______________________





Bu da fenere kapak olsun.
&Gl@dY@To®& isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-06-2007, 13:28   #6 (permalink)
/`•¸. •()• .¸•´\
 
masum_i_tehlike - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

 
Profil
Yer: Oº°‘¨¨‘°ºO
Üye No
3026
Mesajlar
1.322
Forum Katkısı
14398
Forum Katkısı Puanı
1435697
Derecesi
masum_i_tehlike has a reputation beyond reputemasum_i_tehlike has a reputation beyond reputemasum_i_tehlike has a reputation beyond reputemasum_i_tehlike has a reputation beyond reputemasum_i_tehlike has a reputation beyond reputemasum_i_tehlike has a reputation beyond reputemasum_i_tehlike has a reputation beyond reputemasum_i_tehlike has a reputation beyond reputemasum_i_tehlike has a reputation beyond reputemasum_i_tehlike has a reputation beyond reputemasum_i_tehlike has a reputation beyond repute
masum_i_tehlike isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart

yarıya kadar okuya bildim devamını sonra okuruz saol paylaşım için......
______________________



DELİKANLI ADAM KANATLI TAKIM TUTMAZ...



galatasaray
masum_i_tehlike isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-18-2007, 16:41   #7 (permalink)
 
Kemss - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

 
Profil
Yer: Hatay GFB
Üye No
8307
Mesajlar
36
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
-21586
Derecesi
Kemss is infamous around these partsKemss is infamous around these partsKemss is infamous around these partsKemss is infamous around these partsKemss is infamous around these partsKemss is infamous around these partsKemss is infamous around these partsKemss is infamous around these partsKemss is infamous around these partsKemss is infamous around these partsKemss is infamous around these parts
Kemss - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Bilgi için teşekkürler
______________________

Sevme kızım beni meşale kokarım şarkı türkü bilmem beste yazarım tutma ellerimi emanet sararım Fenerbahçe'm için dünyayı yakarım...

ÖLDE ÖLELİM SEFA REİS..!!!


Hatay GFB
Kemss isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:59 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0

Konya Laser Epilasyon - Gemi Elektrik - film izle - Video Eğlence - Geyik
3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 469, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 481, 137, 138, 139, 318, 140, 141, 143, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 169, 162, 163, 168, 166, 167, 170, 171, 477, 176, 185, 186, 190, 193, 192, 194, 195, 196, 198, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 220, 221, 224, 228, 286, 306, 291, 287, 288, 289, 290, 292, 293, 307, 296, 297, 298, 300, 301, 303, 304, 305, 308, 309, 310, 311, 313, 312, 314, 315, 316, 317, 479, 478, 326, 333, 327, 328, 329, 330, 331, 332, 334, 335, 336, 337, 338, 339, 340, 341, 342, 374, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 349, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 370, 371, 372, 373, 375, 376, 377, 378, 386, 379, 380, 381, 382, 383, 384, 385, 387, 388, 389, 390, 402, 391, 392, 393, 394, 395, 396, 397, 398, 399, 400, 401, 403, 404, 405, 406, 411, 407, 408, 409, 410, 412, 413, 414, 415, 417, 416, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 424, 425, 430, 426, 427, 428, 429, 431, 443, 444, 445, 446, 447, 448, 449, 450, 451, 452, 453, 454, 455, 456, 457, 458, 459, 460, 461, 462, 463, 464, 465, 466, 468, 470, 467, 471, 472, 473, 474, 475, 476, 480, 482, 483, 484, 485, 486, 487, 488, 489, 490, 494, 491, 492, 493, 495, 496, 497, 498, 499, 500,
Inactive Reminders By FORUMERA