Geri git   Forumera >
•Geyik•
> Hikayeler
Kayıt ol Resim Upload Üye Listesi Forumera Posta Kutusu Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Forumda kesinlikle program ve mp3 paylaşımı yasaktır !!
Bir bölümde günde 3 taneden fazla konu açmak yasaktır.

Forumerada reklam vermek için tıklayın
Bu alanda 468x60 reklam aylık 35 ytl! - Bu alanda 728x90 reklam aylık 50 ytl!


Hikayeler Komik,korkutucu,ibret verici hikayeler

Etiketler: , ,

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-24-2007, 16:36   #1 (permalink)
KOVULDU
 
KaTLiAm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: in Ne önemi var!!!
Üye No
7366
Mesajlar
63
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
582904
Derecesi
KaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond repute
KaTLiAm - MSN üzeri Mesaj gönder
Red face İbret alınacak hikayeler:



A L L A H D E M E K



Fakir bir genç, padişahın kızına aşık olmuş. Bu ümitsiz sevdasını gidip meşhur dervişine anlatarak yardım dilemiş. Derviş: “Evlâdım, şehrin girişinde tam yol ağzında otur, kim ne derse desin sadece ‘Allah’ diye cevap ver.” demiş.

Fakir genç, denileni yapmış. Günlerce, aylarca şehrin girişinde başka hiçbir kelime konuşmadan “Allah” demiş. Derviş, yiyeceğini, içeceğini her gün getiriyormuş. Zamanla “Allah” diyen genç halk arasında meşhur olmaya başlamış. Nihayet bir gün padişah da genci merak etmiş. Dervişten, genç hakkında bilgi istemiş.

Derviş, gencin devrin büyüklerinden olduğunu söylemiş. Padişah, kalkıp genci ziyarete gitmiş. “Kimsin?

Derdin ne? Ne istersin?” demiş ise de, genç, padişaha karşı da “Allah” demekten vazgeçmemiş. Başka tek kelime konuşmamış.

Derviş akşam gencin yanına gelmiş. “Padişah sana “Kızımı vereyim” diyene kadar, sen ondan sakın ola ki bir istekte bulunma!” diye tembihte bulunmuş. Nihayet bir gün padişah gelip: “Ne istiyorsun, istiyorsan seni kızımla evlendireyim.” deyince, genç, dervişin şaşkın bakışları altında “Yok” demiş. Artık onu da istemiyorum.

Ben başka birisinin hatırı için Allah dedim, Allah devrin padişahını ayağıma getirip, benim gibi miskin bir gence kendi kızını teklif ettirdi. Eğer Onun hatırı için Allah deseydim kim bilir ne olurdu? Ben bundan böyle Ondan başkasını anmıyor, ondan başkasını istemiyorum.”
KaTLiAm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-24-2007, 16:37   #2 (permalink)
KOVULDU
 
KaTLiAm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: in Ne önemi var!!!
Üye No
7366
Mesajlar
63
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
582904
Derecesi
KaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond repute
KaTLiAm - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



S U L T A N K İ M


Bir zamanlar, uzak diyarlardan birinde bilge bir sultan yaşardı. Her hükümdar gibi onun da etrafı onlarca yağcıyla doluydu. Sarayında hangi odaya girse iltifatların, övgülerin bini bir paraydı:

“Siz gelmiş geçmiş en kudretli sultansınız, efendim!”

“Sultanım! Kimsenin, hiçbir şeyin gücü sizinkiyle boy ölçüşemez.”

“Sizin kudretinizin yetemeyeceği hiçbir şey olamaz,efendim.”

“Siz sultanların sultanısınız ey aziz hükümdar. Kimse size itaatsizlik etmeye cesaret edemez.”

Dediğimiz gibi, sultan aklı başında biriydi ve bu tür aptalca sözleri duymaktan bıkmış usanmıştı.

Bir gün deniz kenarında yürürken, her zamanki gibi kendisine övgüler yağdıran saray ahalisine ve adamlarına bir ders vermek istedi.

“Benim bu dünyadaki en büyük insan olduğumu söylüyorsunuz, öyle mi?” diye sormuş adamlarına.

“Sultanımız!” diye atıldı hepsi bir ağızdan. “Sizin kadar kudretli, sizin kadar büyük hiç kimse gelmedi bu dünyaya.”

“Yani her şey bana itaat eder, diyorsunuz, öyle mi?” diye devam etti sorularına sultan.

“Kesinlikle efendimiz” diye karşılık verdi saraylılar.

“Dünya sizin önünüzde eğilir ve size ram olur.”

“Demek öyle,” dedi sultan. “O zaman bana tahtımı getirin ve kıyıya koyun.”

“Derhal sultanımız.”

Ve tahtını hemen getirip kumların üzerine yerleştirdiler.

“Denize yaklaştırın,” diye seslendi sultan. “Tam şuraya, kumsala koyun.”

Sonra tahtına oturdu ve önündeki denize bakmaya başladı. Biraz sonra adamlarına sordu:

“Bir dalganın gelmekte olduğunu görüyorum. Sizce ona emir versem durur mu?”

Sultanın adamları ne diyeceklerini bilemediler.

“Hayır” demeye de cesaret edemediler. Sonunda, “Siz emredin dalga size itaat edecektir Sultanım” demek zorunda kaldılar.

“Pekala” dedi Sultan da. “Ey dalga, sana emrediyorum:

Dur! Deniz, sana da emrediyorum: dalgalanmayı bırak!”

Daha sonra, sessizce bekledi sultan. O arada, küçücük bir dalga geldi, sahile vurdu. Dalga onun ayağını da ıslatmıştı.

“Bu ne cüret?” diye bağırdı ayağa kalkan sultan. “Ey deniz! Derhal geri dön! Sana önümden çekilmeni emrediyorum. Bana itaat et!”

O daha bunları söylerken, bu defa daha büyük bir dalga gelip ayaklarını ıslattı. Uzaklardan geçen bir gemiden dolayı olsa gerek, dalgalar büyüdükçe büyüdü. Öyle ki, sultanın tahtı suların içinde kaldı. Sadece ayakları değil,elbisesinin etekleri de ıslandı. Bütün bu olup bitenleri hayretle izleyen saraylılar, fısıltıyla sultanlarının aklını kaçırıp kaçırmadığını soruyorlardı birbirlerine.

“Evet, dostlarım” dedi sultan adamlarına dönüp. “Öyle görünüyor ki, sizin inandığınız kadar kudretli birisi değilim ben. Bakın şu küçücük dalgalara bile sözüm geçmiyor. Nerede kaldı, denizlere, dağlara, dünyaya hükmedebileyim...

“Bu size ders olsun. Bundan böyle tek bir Sultan olduğunu, sadece Onun kudretinin her şeye yeteceğini, denize onun hükmettiğini, bütün denizlerin onun kudret elinde bulunduğunu hatırlarsınız umarım. Sultan da olsam, ben Onun aciz bir kuluyum. Dolayısıyla, bana yönelttiğiniz övgülerin ve iltifatların gerçek adresi ancak O olabilir.”
KaTLiAm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-24-2007, 16:37   #3 (permalink)
KOVULDU
 
KaTLiAm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: in Ne önemi var!!!
Üye No
7366
Mesajlar
63
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
582904
Derecesi
KaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond repute
KaTLiAm - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



B E Y A Z A T



Öykü ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, anlatırmış hatta.

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş. Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.

“Bu at, bir at değil benim için bir dost. insan dostunu satar mi” dermiş hep.

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarin başına toplanmış.

“Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demişler.

İhtiyar “Karar vermek için acele etmeyin”, demiş. “Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atimin kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın
dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takip getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.

“Babalık”, demişler. "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz”, demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye
geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarin tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul simdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara:

“Bir kez daha hakli çıktın”, demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak.Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler.

İhtiyar; “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarin kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler;

“Gene haklı olduğun kanıtlandı”, demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Lao Tzu, öyküsünü su nasihatle tamamlarmış, etrafına anlattığında: "Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatin küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.

Karar aklin durması halidir. Karar verdiniz mi, akil düşünmeyi, dolayısıyla gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akil insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi baslar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."
KaTLiAm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-24-2007, 16:38   #4 (permalink)
KOVULDU
 
KaTLiAm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: in Ne önemi var!!!
Üye No
7366
Mesajlar
63
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
582904
Derecesi
KaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond repute
KaTLiAm - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



Ç İ V İ


Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. “Arkadaşlarınla kavga ettiğin zaman, her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak.” demiş.

Genç, ilk gün tahta perdeye otuz çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.

Babasına gidip söylemiş.

Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence:

“Bu günden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdeden bir çivi çıkart.” demiş.Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona 'Aferin, iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak.'

Arkadaşlarla kavga edildiği zaman kötü sözler söylenir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak. Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni dinler, yüreklendirir, güldürür, sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur, sana yüreğini açar.
KaTLiAm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-24-2007, 16:38   #5 (permalink)
KOVULDU
 
KaTLiAm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: in Ne önemi var!!!
Üye No
7366
Mesajlar
63
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
582904
Derecesi
KaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond repute
KaTLiAm - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



Y A S O N R A


Alanında başarı ve şöhreti yakalamış zengin bir yatırımcı küçük bire sahil kasabasında tatil yapıyordu. Bir gün kıyıda gezerken küçük bir balıkçı kayığına gözü takıldı. Kayık kıyıya yanaştı, içindeki balıkçı karaya atladı. Kayığın içinde birkaç tane büyük sarı ton balığı vardı.

“Balıkların çok kaliteli ve güzel” dedi balıkçıya, “Seni tebrik ederim.”

“Teşekkür ederim” diye karşılık verdi balıkçı.

“Bu balıkları tutman ne kadar zamanının aldı?”

“Fazla değil, bir iki saat.”

“Peki neden birkaç saat daha kalıp daha fazla balık tutmadın?”

“Yakaladığım balıklar bu gün ki rızkımızı yetiyor.”

“Peki ama geriye kalan vakitlerde neler yapıyorsun?”

“Çocuklarımla oynar, öğle uykusuna yatar, evimin bahçesinde çalışır ve arkadaşlarımla oturur sohbet ederim. Kısacası huzurlu bir hayatım var.”

Yatırım bankacısı küçümser bir eda ile “Ben işletme ve yatırım konusunda doktora yaptım” dedi, “İstersen sana yardım edebilirim.” Sonra da tavsiyelerine başladı:

“Öncelikle, balık avlamaya daha fazla zaman harcamalısın ve para kazanmalısın. Daha sonra daha büyük bir kayık alıp, daha fazla para kazanmalısın. Kazandığın bu para ile daha da büyük bir tekne almalısın.”

Balıkçı araya girdi:

“Peki, ya sonra?”

“Sonra, yakaladığın balıkları aracıya satmak yerine, onları balık konservecilerine doğrudan sen satarsın. Nihayet kendi balık konserve fabrikalarına sahip olursun.

Böylece, hem ürünü, hem ürünün işlenmesini, hem de dağıtımını kontrol altında tutarsın. Tabii, bu iş için bu sahil köyünü terk edip büyük bir kıyı şehrine, sonra daha büyüğüne, ve sonunda da en büyük kıyı şehrine yerleşmelisin. Böylece işini orada çok daha fazla büyütebilirsin.”

“İyi de, bu işler ne kadar zaman alır?” diye sordu balıkçı.

“15-20 sene.”

“Peki ya sonra?”

Yatırımcı keyifle güldü ve “İşin en güzel kısmı o zaman başlıyor” dedi.

“Doğru zaman geldiğinde şirketini halka açacağının ilan edersin ve hisse senetlerini satışa çıkarırsın ve çok zengin olursun. Bu sayede trilyonlar kazanırsın.”

“Demek trilyonlar... peki ya sonra?”

“Sonrası belli değil mi canım? Sonra da emekli olursun. Küçük bir sahil köyüne taşınır, orada torunlarınla oynar, öğle uykusuna yatar, evinin bahçesinde çalışır ve arkadaşlarınla oturur sohbet edersin. Diyeceğim, huzurlu bir hayat yaşarsın.”

Balıkçı:

“Peki, şimdi ne yaptığımı sanıyorsun Allah aşkına.”
KaTLiAm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-24-2007, 16:39   #6 (permalink)
KOVULDU
 
KaTLiAm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: in Ne önemi var!!!
Üye No
7366
Mesajlar
63
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
582904
Derecesi
KaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond repute
KaTLiAm - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



D İ L E N C İ K İ M ?

Saltanatının sınırları geniş diyarlara uzanan bir hükümdardı. Kibrinin ve gururunun ise sınırı yoktu. Elinden gelse bütün dünyayı eline geçirmek ve mülküne dahil etmek istiyordu. Sürekli “daha, daha” diyordu. Hiç kimse ondan bir gün olsun “yeterli” veya “Buna da şükür” sözünü duymamıştı. Yeme-içmede, eğlenmede, hakarette, haksızlıkta hep dünden bir adım ileriye gidiyordu. Öyle bencildi ki, iyilik yaparken bile başkalarına ne kadar cömert olduğunu sergilemek isterdi.

İşte bu hükümdar, bir gün sarayının önündeki bahçede yürüyüşe çıkmış gezinirken, yanına başı önünde eğik, elinde dilenci kabı taşıyan bir adam yaklaştı. Muhafızlar, dilencinin hükümdarın yanına sokulmasının engellediler.

Hükümdar, adamlarına o ana dek hiç konuşmayan dilenciyi bırakmalarını emretti.

“Ne istiyorsun?” diye büyüklenerek sordu hükümdar. Adamın onun yanına dilenmek için geldiği besbelliydi, ama o bu soruyu yine de sordu, çünkü karşısındakinin kendisine yalvarmasını istiyordu. Bu hep böyle olurdu.

Fakirler, dilenciler bir şeyler ister, o onlara fazlasıyla ihsanda bulunur, adamlar bin bir teşekkürle ve minnetle yanından ayrılırken o “Var mı benim gibi cömert?” dercesine sağına soluna bakınır ve etraftaki yağcıların övgü dolu sözlerini kendinden geçerek dinlerdi.

Ama bu defa öyle olmadı!

Dilenci güldü ve başını kaldırıp hükümdarın gözlerinin içine bakarak şöyle dedi:

“Sultan hazretleri yoksa benim arzumu yerine getirebileceklerini mi sanıyorlar?”

Böylesine küstahça bir söz karşısında önce ne yapacağını bilemedi hükümdar. İstese oracıkta dilencinin kafasını vurdurabilir ya da onu zindanlarda çürütebilirdi. Ama, bu dilenci kendisine meydan okumaya kalkmıştı ve bu söz ne kadar ağırına giderse gitsin, ona dersini başka bir şekilde vermeliydi. Evet, kararını vermişti: Onu cömertliğiyle ezecekti.

“Elbette ki senin arzunu yerine getirebilirim ey dilenci! Ne olduğunu söyle yeter.”

“Çok basit,” dedi dilenci ve dilenirken kullandığı kabı uzattı:

“Bu kabı bir şeyle doldurmanın istiyorum.”

Bu kadar basit bir isteği duyunca rahatlayan hükümdar kahkahalarla güldü:

“Bundan kolay ne var?”

Yanındaki vezirlerden birisine dönüp emretti:

“Bu adamın kabını parayla doldurun.”

Vezir saraya gitti, dönüşte getirdiği büyükçe bir kese altını dilencinin kabına boşalttı. Normalde kabı doldurup taşması gereken altınlar kaba dökülür dökülmez yok oldu ve dilencinin kabı biraz önceki gibi bomboş kaldı.

Hükümdar ve etrafındakiler gördüklerine inanamadılar. Dilencinin hiç de öyle büyücü bir görünümü yoktu, ama yine de ondan ürkmeye başladılar. Hükümdar, adamlarını daha fazla altın getirmeleri için saraya yolladı. Ancak, her gelen kesedeki altınlar aynı akıbete uğradı. Dilencinin kabına boşanır boşanmaz, uçup gittiler. Bu kap sanki kara delik gibi altınları yutuyordu. Önce saraydakiler, sonra da olup biteni duyan şehir ahalisi toplandı etraflarına.

Ne kadar altın ve gümüş boşaltırsa boşalsın, hükümdar dilencinin küçük kabını dolduramıyordu. Şanı, şöhreti, itibarı elden gitmek üzereydi. Ama o “Bütün hazinemi gözden çıkarırım da bu dilenci parçasına mağlup olmam” diye homurdanıyordu.

Gerçekten de, altınlar, gümüşler, elmaslar, yakutlar... hazinesinde ne varsa dilencinin kabına boşaltıldı. Ama sonuç değişmiyordu: Dilencinin uzattığı kap bomboştu. Saatler geçiyor, insanlar hayret ve şaşkınlıkla hükümdarın hazinesinin avuç avuç kabın içinde eriyişini seyrediyordu.

En sonunda, hükümdar dilencinin kapandı ve mağlubiyetini ilan etti: “Sen kazandın, ama gitmeden önce bana tek bir şey söyle. Bu kabın sırrı nedir?” Hırsıyla, kibriyle ün salan koca hükümdar, sıradan bir dilencinin önünde böyle yalvarıyordu.

Gerçekte, bir dilenci değildi karşısındaki. Ona ders vermek için gönderile dilenci görünüşündeki bir melekti.

Melek “Bu kap” dedi, “insan hırsından yapılmıştır. Ve hiçbir şey onu dolduramaz. Hırsına mağlup olan insan, ister senin gibi sultan olsun ister köylü, kabı hiç dolmayan dilenciye benzer. Dünyanın en güzel sarayları, dünyanın en güzel atları, dünyanın en büyük hazineleri onu doyurmaz. Hatta dünyayı da yutsa tok olmaz. Elindeki kabı, dilenir durur.”
KaTLiAm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-24-2007, 16:41   #7 (permalink)
KOVULDU
 
KaTLiAm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: in Ne önemi var!!!
Üye No
7366
Mesajlar
63
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
582904
Derecesi
KaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond repute
KaTLiAm - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



Y E Ş İ L E L B İ S E


Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.

"Gel seni camiye götüreyim", dedim. "Bugün Cuma biliyorsun."

"Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun," dedi.

"Biliyorum ama,sebebini gerçekten merak ediyorum."

"Ne bileyim olmuyor işte,dedi.Hem pantolonumun ütüsü bozulup,dizleri çıkar diye endişe ediyorum."

Gayri ihtiyari gülmeye başladım.

"Herhalde şaka yapıyorsun," dedim. "Bunun için cami terk edilir mi?"

"Ciddi söylüyorum," dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin."

Gerçekten öyleydi.Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.

"Peki,dedim.Hayatında hiç camiye gitmedin mi?"

"Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim," dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.

Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti.Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.

Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra,kendisinin camide olduğunu söylediler.Hemen gittim.

Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı.

Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:

"Hani,dedim.Camiye gelmeyecektin?"

Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.
KaTLiAm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-24-2007, 16:42   #8 (permalink)
KOVULDU
 
KaTLiAm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: in Ne önemi var!!!
Üye No
7366
Mesajlar
63
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
582904
Derecesi
KaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond repute
KaTLiAm - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



H A B İ B B A B A


Doğu Anadolu’dan, Habib Baba isimli bir şahıs, 4. Murat devrinde, gemiyle Hacca gidebilmek için İstanbul’a gelir. Fakat n yazık ki, hacca giden gemiyi kaçırır.

Hayırlısı der içinden... aylarca yol yürüdüğünden vücudu toz toprak içerisinde kalmıştır. Uyuz olur, sırtı yaralar içinde kalır. “Bir hamama gidip güzelce yıkanayım,ondan sonra da memlekete döneyim” diye düşünür.

Hamama gider, yıkanmak istediğini söyler. “Olmaz!” der hamamcı... Sebebini sorar, Habib
Baba.

“Celalli sultan 4. Murat’ın vezirleri hamamı kapattı, başka kimseyi almamamı tembihlediler” der hamamcı ve devam eder:

“Baba bir hışımlarına uğramayayım, benim kellemle oynama.”

“Şuracıkta, sessiz sedasız yıkanırım, onlara görünmem.” der Habib Baba.

Hamamcı, Habib Baba’nın ısrarına dayanamaz, yüzü yumuşak bu Anadolu insanını geri çeviremez ve kabul eder. Bir köşede görünmeden yıkanmasını tembihler.

Biraz sonra hamama tebdil-i kıyafet, celâlli sultan 4. Murat gelir. Hamamcıya yıkanmak istediğini söyler. Hamamcı bu gence de durumu anlatır, “Aman başıma iş açma” der. Genç: “Şuracıkta, babanın yanında sessizce yıkanırım.” Diye ısrar edince, hamamcı aynı tembihlerle tanımadığı 4. Murat’ı da kabul eder.

Beraber yıkanırken, bir ara Habib Baba gencin sırtını keseler. İnsan iyiliğin kölesi... Mukabele etmek ister 4. Murat ve o da Habib Baba’nın sırtını keseler.

Keselerken âdeta bir yoklama çeker ve “Baba” der “Kader de, vezir olmak ta varmış. Bak, insana Allah’ın suyunu bile çok görecekler...”

“A be evladım” der Habib Baba, “Öyle bir sultana vezir ol ki, vezirlerin bile karşısında titrediği sultana senin uyuzlu sırtını keseletsin!”
KaTLiAm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-24-2007, 16:42   #9 (permalink)
KOVULDU
 
KaTLiAm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: in Ne önemi var!!!
Üye No
7366
Mesajlar
63
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
582904
Derecesi
KaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond reputeKaTLiAm has a reputation beyond repute
KaTLiAm - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



H A Y I R


Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da yanında götürürdü.

Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:

“Bunda da bir hayır var!”

Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfek geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu.

Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi:

“Bunda da bir hayır var!”

Kral acı ve öfkeyle bağırdı:

“Bunda hayır falan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?” ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşının zindana attırdı.

Bir yıl kadar sonra kral, insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamlarıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarının bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların arasına diktikleri direklere bağladılar.

Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın baş parmağının olmadığının fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından birisi eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar
geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.

Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.

“Haklıymışsın!” dedi. “Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış.

İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum. Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi.”

“Hayır” diye karşılık verdi arkadaşı. “Bunda da bir hayır var.”

“Ne diyorsun Allah aşkına?” diye hayretle bağırdı kral. “Bir arkadaşının bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir?”

“Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?” Ve sonrasının düşünsene...
KaTLiAm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-24-2007, 16:43   #10 (permalink)
KOVULDU
 
KaTLiAm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: in Ne önemi var!!!
Üye No
7366
Mesajlar
63
Forum Katkısı
0
Forum Katkısı Puanı
582904