Derin devlet tartışmaları Türkiye'de her zaman tedirginlik yaratmıştır. Çünkü insanlar bir yandan 'çağdaşlaşmak', hukukun egemen olduğu, illegal siyasetten beslenen rant mekanizmalarının ortadan kalktığı bir ülkede yaşamak istemişler; ama aynı anda da tarihten gelen ikircikli konulara bulaşmamaya çalışmışlardır.
Toplum olarak kendi yakın tarihimize ilişkin epeyce cahil olsak da, bu tarihsel süreç içinde yer almış aktörlerin pek de meşruiyetçi kaygılarla hareket etmediğini, devletin içinde 'derinleşerek' yerleşme eğiliminin her zaman epeyce güçlü olduğunu sezgilerimizle biliriz. Bu durum toplumu paralize edip beklemeye ve seyretmeye iterken, kendini 'fikri önder' pozisyonuna koyanlar da bir ara yol bulmak üzere gayret sarf edip dururlar. Amaç hem derin devleti bir illegalite olarak mahkum etmek hem de legal bir derin devletin ne denli elzem olduğu fikrini topluma aşılamaktır.
Toplumsal yapıyı tümüyle ahlaksızlaştıracak bir önerme yaparken, aynı anda da kendini çok ahlaklı bir eda ile sunmak Türkiye'de en yaygın aydın tavırlarından biri. Bizim aydınlarımız kendilerini henüz devletin cazibesinden kurtaramadıkları için, kişisel ahlaklarını da devletçiliğin içinden üretmeye çabalıyorlar... Gazete sayfalarında bu uğraşın epeyce ilginç ürünlerine rastlamak mümkün. Bunlardan biri de derin devletin bir tür 'bağışıklık sistemi' olduğu tezi idi. Vücudumuzun bağışıklık sistemi içeriden üreyen ve dışarıdan gelen tehlikeler karşısında nasıl teyakkuza geçip onları biz farkına bile varmadan yok ediyor, sağlığımızı koruyorsa; derin devlet de iç ve dış düşmanlara karşı tercihan bizler işin farkına varmadan mücadele vermeli ve sağlığımızı korumalıydı...
Doğrusu bu benzetme yüreklerimize su serpen bir 'derin devlet' tanımı yapıyor. Hem her türlü mücadeleyi yapabilen hem de toplumu hiç rahatsız etmeyen bir derin devlet... Ne yaptığını bilmesek de, ona güvenerek huzur içinde uyuyabilmemizi sağlayan bir 'derin devlet'. Metaforun rahatlatıcı yanı gerçekten cazip, ama ne yazık ki gerçekliğe tekabül etme yeteneği pek yok. Çünkü vücudumuzun bağışıklık sisteminin en önemli yanı doğal olanı yaşatmak üzere kurgulanması ve şeffaf olması. Toplumun doğal değişimini 'zararlı' saymaya eğilimli, görünmeyen ve denetlenmeyen bir koruma mekanizmasının bağışıklık sistemiyle alakası yok. Vücudumuzda bağışıklık sisteminin harekete geçmesi, 'doğal' olmayan bir gelişme söz konusu olduğunda ortaya çıkıyor ve mekanizma vücudu yine 'doğal' haline çevirmek üzere harekete geçiyor. Dolayısıyla işin püf noktası 'doğal' olanın ne olduğu konusunda zımni bir konsensüsün varlığı. Derin devlete dönersek, buradaki kritik soru, toplum için doğal olanın ne olduğuna kimin karar vereceğidir. Kendisini devletin derinliğine atmış olan gayri meşru kapıkullarının toplum için neyin iyi ve doğru olduğuna karar verip, sonra da 'gereken' mücadeleye girmeleri ise tek kelimeyle suistimaldir.
Ama derin devleti ille de bağışıklık sistemi gibi görme eğiliminde olanların, günümüzde ortaya çıkan kronik hastalıkların birçoğundaki nedenin bizzat bağışıklık sistemindeki bozukluklar olduğunu hatırlamalarında yarar var. Öyle ki hastalıkların esas nedeninin istenmeyen iç ve dış gelişmelerde değil, bunlarla bağışıklık sistemi arasındaki ilişkide yattığı söylenebilir. Doğanın bile beceremediğini, toplumu anlamayan, bilmeyen, birtakım düzeysiz insanların, sırf kaba saba bir ideoloji ile silah gücünü birleştirdikleri için becerebileceklerini sanmak fazlasıyla romantik bir görüş olurdu. Doğrusu gelinen noktada meseleye tersten bakıp, toplumun en hastalıklı kısmının ayrımlaşıp 'derin devlet'leştiğini varsaymak daha ufuk açıcı bir yaklaşım gibi gözüküyor.
Etyen MAHCUPYAN & Zaman Gazetesi 16/02/2007
______________________
_________________________________
Olur da saklanamazsın diye
_________________________________
Saymaya devam ediyorum .
_________________________________
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]