|
||||||||||||||||||||||
|
|||||||
|
Kayıt ol | Resim Upload | Üye Listesi | Forumera Posta Kutusu | Yabancı Mp3 | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Köşe Yazıları / Makaleler Başkaları tarafından yazılmış köşe yazılarını burada paylaşabilirsiniz.Makale,düz yazı... |
| Etiketler: arkasinda, bir, degil, kalan, onunde, sair, siirinin |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
|birçocuğunbüyüklüğü|
|
Mehmed Akif'in bilindiğini ama tanınmadığını söylersek, acaba abartıya kaçmış mı oluruz?
Hayır! Kesinlikle hayır! Mehmed Akif, 'biz' için yaşayan; 'biz'e hizmet eden; önemsediği, değer verdiği, hatta kutsadığı 'biz' için 'ben'ini feda etmekten çekinmeyen bir şairdi; bir dâvâ adamıydı, iddiası vardı; gerçekleşmesi için canını feda edebileceği sevdaları vardı. O, biz'e hizmet amacıyla yazdı; biz için yazdı ve yaşadı. Cemiyet-i beşeriye'ye, yani mensubu bulunduğu, ait olduğu topluma adadı kendisini. Bizler de onu öyle tanıdık; bizim için yaptıklarıyla, bizim için yazdıklarıyla, bize göründüğü kadarıyla. Oysa bir de gizliden gizliye kendisini yazan, anlatan; kuytu köşelerde bir başına kendisini düşünen, kendisi için düşünen ve yazan bir Akif vardı; 'biz'e görünmek istemeyen, belli etmese de biz'den kaçan, kaçmaya çalışan bir Akif... Huzur-ı mahşerde nâm u nişanı anılmasın deyu "mahv-ı vücud" eyleyen, yani kendisini yok etmeye çalışan bir Akif. Kim başarmadığını söyleyebilir ki? Başardı. Ne yapıp edip nazarımızın uzağına düşmeyi becerdi. Kalabalıkların içinde bile yalınız kaldı; hem de bile isteye yalınız kaldı. Kur'an-ı Kerim'i tercüme ettiği o çetin yıllarda, dinlenmek için Mesnevî-yi Şerif'i iki kez -hem de şerhleriyle birlikte- hatmeden Akif'i, şayet Safahat'ında bulmak istiyorsanız, biraz sonlara doğru yürümelisiniz. Meselâ Safahat'ın 7. Kitab'ını biraz daha dikkatlice okumalısınız. Hicranına, gecelerine, secdelerine ortak olmak istiyorsanız; evvelemirde, koynunda neyiyle, boynunda HİÇ yaftasıyla âvare âvare sokaklarda dolaşan Neyzen'in ehibbasından Akif'le hemhâl olmalısınız. Bu Akif'i nerede bulaşabilir, onunla nerede tanışabiliriz? Elbette resim arkalarına yazdığı o mini mini kıt'alarda. Gölgesinin ardına gizlenen Akif, resim arkalarındadır; arkalarda, yani görünmemek için saklanıp gizlendiği hicran dolu suretlerin arkalarına, "ehibbaya selam olsun" deyu karaladığı kırık dökük mısralarda... Tabii ki bir de mektuplarında. Akif, dostlarına yazdığı mektuplarda, kendisini gizlemeyi pek başaramaz; çok daha kendisi olur. Konuşmaktan çok susmayı itiyad edinmiş bu büyük adamın, gerçekte, susarken konuştuğunu, bilenler bilir. Mektuplarında –mektubun yazıldığı kişilere göre bazı farklılıklar taşısa da- sızısını, öfkesini, ızdırap veya sevinçlerini dışavurmaktan, belli etmekten pek kaçınamaz. Hacı Baba'nın, yani Babanzade Ahmed Naim'in vefatından duyduğu teessür tek kelimeyle "fevkalâde"dir. Bu nedenle olsa gerek, Hacı Baba'sını pek bekletmemiş, vefatının ardından en çok iki yıl bekledikten sonra kadîm dostunun yanına gitmiştir; "Şeyh-i Ekber hakkında hüsn-i zannımın zerresini bile feda etmem" diyen, belki de hayattaki en yakın dostunun yanına... Bizim için yazmış ve yaşamış bir şairin, 'bizim' için yaptıklarını önemsemediğimi söyleyemem. Nitekim ilgilenenler, vitrindeki Akif'le ilgileniyorlar; onu vitrinde, 'biz'in önünde, bizim önümüzde alnı pak, sırtı pek bir surette tutabilmek için hakikaten ciddi çabalar gösteriyorlar. Biz, bizim için yazan ve yaşayan Akif'i iyi kötü biliyor, hatta –eğer tanımak denebilirse buna- az çok onu tanıyoruz. Peki 'ben'? Ben, 'ben'ini de düşünen, ben için, ben'i için de yazmaya, yaşamaya çalışan, bile isteye gözlerden ırakta kalmayı seçmiş olan Akif'in her birimiz için, tek tek bizler için söyleyecek çok sözü olduğunu da biliyorum. Kısacası, Akif'in şiiriyetinin asıl bu vâdide ortaya çıktığını vurgulamaya çalışıyorum. Şairler dervişlerin kardeşidir. Aynı kâseden içerler çünkü. Muhayyile'nin kâsesinden. Akif, bir "şair-derviş"tir. Kimsenin kuşkusu olmasın ki büyüklüğü de buradadır; hem de vitrindekilere bakmaktan gözleri kamaşmış olanların asla göremeyecekleri küçüklükteki bir büyüklük... Biz'e boşverin, biz'i boşlayın demiyorum. Sadece 'biz' kadar, 'ben'in de ilgiye muhtaç olduğunu; üstelik 'ben' büyümedikçe, 'biz'in büyüyemeyeceğini söylüyorum. Sorarım size, şiirinin önünde değil, arkasında kalan bu şairi keşfetmek için şimdi değilse, ne zaman yola düşeceğiz? Dücane Cündioğlu Yenişafak 31/12/2006
______________________ - "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi |
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|