İnsanın kaderi, yaşadığı coğrafyanın kaderine bağlı. Yaşadığımız topraklarda tarihin hiçbir döneminde çok zengin bir toplum var olmadı. Küçük istisnalar dışında hep yoksulluk kaderimizdi.
Çünkü bu coğrafyada yaşamanın manevî bedeli yanında maddî bedeli de ağır oldu. Osmanlı İmparatorluğu'nun en şaşaalı dönemi olan uzun Kanunî yıllarında Anadolu, yoksulluğun ateşlediği Celalî isyanları ile yangın yerine dönmüştü. Bugünkü ülke sınırlarımız, Osmanlı'nın kenar bölgeleri idi. Osmanlı kendisini bir Balkan devleti olarak inşa etmişti.
Basit bir karşılaştırma: Bugünkü sınırlarımız içinde Fırat ve Dicle'den başlayarak bütün nehirlerimizin debisini alt alta yazıp toplayalım, bir Tuna kadar etmez. Avrupa'nın üzerinde ortalama büyüklükte gemilerin dolaştığı nehirlerde taşınan malı, siz en az beş kat daha pahalı taşırsınız. Sulu tarımın, kuru tarım karşısındaki verimlilik katsayısı, Anadolu'nun dağlık engebelik bozkırlarında neden zenginliğin olamayacağını da gösterir.
Coğrafya belalı bir coğrafya olunca; bu yoksulluğun üzerine bir de güven içinde yaşamak için ödemeniz gereken bedeller giriyor. Osmanlı, ticaret yollarının Ortadoğu'dan deniz aşırı yollara kayması üzerine yoksullaştı. Üzerine, Amerika kıtasından gelen altın ve gümüş binince ekonomisini toparlayamadı. Üstelik savaş düzeni değişmiş, ordu beslemek daha masraflı hale gelmişti. Savaş meydanlarında artık eski satvetini gösteremeyen ordunun daha fazla kaynağa ihtiyacı vardı. Daha fazla kaynak daha fazla vergi demekti. Daha fazla vergi yoksullaşmayı hızlandırdı. Yoksulluk, toplanan vergiyi azalttı. Azalan devlet gelirleri daha zayıf bir ordu ile sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü, artan askerî kaynak ihtiyacı yüzünden fasit bir dairenin içinde kendini yiyip tüketen bir ekonomi ile paralel ilerlemiştir.
Toplum, hakkı olan zenginliği istiyor. Zenginlik, sadece çok tüketebilmek değildir. Onurlu bir hayat, güvenli bir hayat, asgarî düzeyde geçim sorunu olmayan toplumlarda gerçekleşebilir. Zenginliğe ulaşmanın kuralı ise değişmiyor: Rekabet gücü olan bir ekonomiye sahip olmak. Rekabet gücü olan bir ekonomiye sahip olmanın da kuralları var. Küçük bir kamu sektörü. Hızlı, çevik ve akıllı bir devlet. Verimli bir ekonominin ihtiyaçlarına göre şekillenen, başta eğitim olmak üzere sosyal alanlar. Tabii, değişmeyen bir kural olarak ekonomik istikrarın teminatı olan siyasî istikrar.
2002'den bu güne ekonominin aldığı mesafe, 1991'den sonraki yılları kendi ellerimizle nasıl kaybettiğimizi de gösterdi. Ekonomimizi üçte bir oranında küçülten finans krizleri, devlet katında kuluçkaya yatmış, zamanı gelince de kucağımıza oturmuştu. Bugün siyasî istikrarın, ekonomik istikrara sağladığı vazgeçilmez katkıyı tecrübe ederek öğrendik. Toplumdaki istikrar arayışının gücü, bugünkü siyasî tablonun da gerekçesi değil mi?
İnsan umut edebildiği sürece vardır. Bizim elimizde kurulu istikrarın yeşerttiği umutlar duruyor. Umutlar yeşerdi; ama boy atabilmesi için uygun toprağa, havaya ve suya ihtiyacı var. Türkiye'nin yıllardır ertelediği, geciktirdiği yapısal reformları bir an önce yapması, miadı dolmuş, işlevi sona ermiş ayak bağlarından kurtulması lâzım. Özel sektörü sırtına alıp taşıyan, onun olmadığı alanda boy gösteren bir devletten vazgeçeli çok oldu. Şimdi özel sektörün devleti sırtına alıp, bir yandan değiştirip-dönüştürmesi, bir yandan da onu taşıması gerekiyor. Bunun yolu ise, özel sektörün geliştiği bütün ülkelerde olduğu gibi sermayenin sosyal sorumluluklar üstlenmesinden geçiyor.
2008 yılı, kaçınılmaz olarak eğitimden kamu yönetimine, sağlıktan anayasaya kadar devletin hükümran olduğu her alanda yapısal reformların yılı olacak. Belki de en başından yani Anayasa'dan başlandığı zaman konsantre biçimde geri kalanın da çorap söküğü gibi hayat bulması kolaylaşacak. 2008'de yeşeren umutların boy atması, toprağa tutunması ve havaya alışması için köklü reformların aşılması şart.
En önemlisi toplum beklenti içinde; iki kişiden birinin oyunu almış hükümet iş başında, Cumhurbaşkanlığı, makamı yolu açmak için hazır. 2008'i bu iyimserlikle karşılamak için, bütün sebeplerimiz mevcut.
Mümtaz'er TÜRKÖNE & Zaman Gazetesi
______________________
_________________________________
Olur da saklanamazsın diye
_________________________________
Saymaya devam ediyorum .
_________________________________
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]