Çarşıda-pazarda kimi görsem 'Olup bitenleri nasıl yorumluyorsunuz?' sorusunu yöneltiyorum. Ekonomiyle ilgili olarak en çok duyduğum şu oldu: "Sezer kitap fırlattığında kriz olmuştu. Şimdi muhtıra var, meydan meydan gezdirilen provokasyonlar var, yargı ideolojik kuşatma altında, her gün millete tehdit savruluyor; ancak ekonomi yerinde. Demek ki temelleri sağlam atılmış."
Aydın körlüğüne inat, vatandaşın gördüğü büyük resim bu.
Bugün vatandaşın dikkat çektiği bu gelişmenin arka planını yazacağım. Bu sütunun devamlı takipçileri, 'ekonomiyi yabancılara peşkeş çektiler, yabancı gider, enkaz bırakır' değerlendirmelerine katılmadığımı biliyor. Zira bana göre yerli yok, yerli rolü oynayan çifte pasaportlular var. Zor olan bunlardan kurtulmaktır ki, bunun yolu da Türkiye'yi daha çok dünyalılaştırmaktan geçer. Cari açığı bıraktık demokrasi açığını konuşuyoruz. Çıkart krizi, dursun ekonomi, üretim, istihdam, bak cari açık filan kalıyor mu? Ekonominin krize karşı nasıl direndiğini başlıklar halinde özetleyelim...
Küreselleşme ve AB etkisi: Krize direnebilmemizde önemli bir katkı yabancıların. Ekonominin e-muhtıra testinde yerliler çökertmeyi denerken, yabancılar ülkeyi tutup kaldırdı. Bunu da hayırsever oldukları için yapmadılar. En iyisi son gelişme ile meramımı anlatayım. Halkbank halka arz edildi. Yuvarlak hesap yüzde 25'i için tam 13 milyar dolarlık talep toplandı. Yabancı ilgisi ise muazzam. Halka arz bedelinin tam sekiz katı. Yabancı demek, kâr kovalayan kişi demek. Türkiye'nin geleceğinde bu potansiyeli gördüler. Besbelli, şimdiye kadar ortaya konulan performans büyük bir çekim etkisi oluşturmuş. 2002'den beri ekonomiye tam 140 milyar dolarlık sermaye enjekte ettiler. Kısa vadeli riske ettikleri 100 milyar doların üzerinde bir para. Bütün bunları çekip gitmek için değil, gelecekte de istikrar içinde büyümesini bekledikleri ekonomide kâr elde etmek için yaptılar.
Efendim devalüasyon olursa yerli şirketler batarmış. Ne kur garantisi var, ne de borca hazine garantisi. Devletin sırtında paradan para kazanma dönemi bitti. Borç alan da veren de bunu biliyor ve riskini dengeliyor. Görev özel sektörün. Bu arada işadamına akıl veren de hayatında bir lira kazanmamış, piyasa ve özel mülkiyet alerjisi olan müzelikler. Yabancı ilgisi sermayenin el değiştirmesine sebep oluyor, daha rekabetçi bir ortam oluşturuyor. Kalite artıyor, fiyatlar düşüyor. İşte bu tablodan korkanlar, silueti ufukta beliren büyük Türkiye resmini buruşturup atmak istiyor. Ekonomimiz bu sefer direndi. Çünkü muhtıra karşısında şapkasını alıp onursuzca giden bir zavallı adam bulamadılar. İlk puslu havada kum saati saymaya başlayanlara inat, dik duran bir başbakanın varlığı bu ülkede bir ilktir. AB çapası olmasaydı bildiri gerilimi ülkeyi nereye taşırdı?
İşinin ehli ekonomi idaresi: Bu kez işini bilen vatansever bir ekonomi idaresinin iş başında olması sebebiyle piyasalar ve halkın güveni tamdı. Gerektiği zaman gerekeni yapar, krizden para kazanıp ortalıktan tüymez diye inandılar. Gün batarken herkes evinin yolunu tutarken, gece bire-ikiye kadar toplantı üstüne toplantı yapan, Hazine ve Merkez Bankası koridorlarında kalorifer borularına dayanarak uykuya dalanları görüyor ve biliyorum. Geçen bir toplantıda Bakan Ali Babacan, saat tam 23.00 civarında Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı Ömer Demir'i aradı. "Hocalar şu rakamı beğenmedi, bunu nasıl buldunuz, şimdi seni dinliyorlar, açıkla bakalım." dedi. Gece yarısı biz eve, onlar otele döndü. Vurup elimizden ekmeğimizi alanlara karşı, bu teşekkür borcumu yazmadan edemedim. Daha önceki manzara hepimizce malum. Euro Money tarafından yılın ekonomisti ödülünü alan 2001 krizinin Merkez Bankası başkanı gece yarısı operasyonu ile yapılan devalüasyonda kendisinin ve arkadaşlarının paracıklarını dolara çevirip büyük bir ticaret yaptı. Yargılandı ve suçlu bulundular, biliyorsunuz. Ama bunu da abartmamak lazım, şimdilerde 'biraz hain, ancak laik' modeli geçerli ya!
Bankacılık sistemi: 2001 öncesinde Türk bankacılık sistemi büyük bir hortum yemiş, esasen vahşi kapitalizme teslim olmuştu. Denetim kurumları ile 'körlerle sağırlar, birbirini ağırlar'ı oynuyorlardı. Yönetim kuruluna bir emekli paşa attın mı, kim tutar seni. Bankalar sonunda tabelası olan içi boşaltılmış gecekondulara dönmüştü. Şimdi denetim günü birlik. Öz sermaye ve aktifler artmış. Varlıkların içinde krediye dönüşüm oranı yüzde 44'e çıkmış. Üstelik kredi riski de yok denecek mertebede. Zaten risk olsa kapı kapı dolaşıp kredi vermeye çalışmazlardı. Sermaye yeterlilik oranı yasal olarak yüzde 8; ancak bankalarınki halen yüzde 22, bir ara yüzde 30 bile oldu. Açık pozisyon çok az. Tüm bankaların 20 milyar dolarlık kısa vadeli borcu var. Bunu da çeşitli araçlarla kendilerine göre sigortalandırmışlar. Geçen yılın bankacılık sektörü kârı 11 milyar YTL'yi aştı.
İbrahim ÖZTÜRK & Zaman Gazetesi
______________________
_________________________________
Olur da saklanamazsın diye
_________________________________
Saymaya devam ediyorum .
_________________________________
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]