|
||||||||||||||||||||||
|
|||||||
|
Kayıt ol | Resim Upload | Üye Listesi | Forumera Posta Kutusu | Yabancı Mp3 | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Köşe Yazıları / Makaleler Başkaları tarafından yazılmış köşe yazılarını burada paylaşabilirsiniz.Makale,düz yazı... |
| Etiketler: birkac, dirike, ozge, soru |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
|birçocuğunbüyüklüğü|
|
Özge Dirik'e Birkaç Soru
bugünlerde en çok bunu düşünüyorum mutlak bir surette yok olan nedir nedir gitmenin kutlu hüznü, mor bir günün ardından yalnışsa evet! nerede yapılmış bu hata Afrikalı bir güneşin kuzeyde ne işi var Sahi nerede ceset, nerede kadavra Sen bir kuyudan aldın yüzünü, o zaman karanlık vardı o karanlığın içine düşüyor gibi bir bulut işte orada ve o yüklemle açtın yüzünü bir sandık gibi umulmadık bir biçimdeydin, korkaksa korkak sevimliyse sevimli kedilerdin ve gittin yakutlara ve el işi yalnızlıklara kırmızı bir şarkıyla bir alev topuyla Suretinin gömüldüğü yerde yandı levhalar mecmualar bitti suretinin çizgilerinde üzülmek çınarları ikimizi yankısız bırakan bir yeryüzüydün belki bugünlerde en çok bunu düşünüyorum mavi pencerenin önünde duran neyse onu kaldırıp onu kaldırıp son kez bakmak kaybolan bir ikindiye kaybolan bir ikindinin hüznüne ve sonra akıyorum umulmadık bir çemberle biran için boşluk ve sonra durmadan boşluk. böyle midir, kuşlar sekiz yıl yaşar kuşlar sekiz kez yaşar kuşlar mevsimsiz kuşlar göçebe böyle midir özge dirik bir avuç incir bir avuç yaban toprağa bırakılınca yutar toprak ve sonra hep boşluk ve sonra durmadan boşluk böyle midir? mesela sen gittin, kendini de aldın götürdün yankılanmadı hiçbir yol, yankılanmadı izin oysa kendini alıp götürdüğün günün ertesiydi çok iyi hatırlıyorum çağla çağla şiirler o şiirleri üzgünlüğe ayırdım o günün şiirlerini üzgünlüğe ayırdım. Şair kardeşim kader kardeşim. mesela sen gittikten sonra -ki o zaman abdest almayı unuttum- en kalabalık caddelerde seni andım adının kıvrımlarında sorular gördüm seni andım çay içtim seni andım sinemaya gittim sinemaya gittim sinemaya gittim o korkunç sahnesiyle hayat, bir filim orası güzel midir kim bilir belki birgün çıkar gelirim. Mehmet Şah Erincik Bu şiirin hikayesi: Yanlış hayat doğru yaşanmaz Özge dirik şiirini yazarken, bu önerme zihnimde dönüp duruyordu. Neydi ki onuncu kattan mutlu uçmak. Bunu sormak benim bu içinde bulunduğum mutsuzluğa bir cevap niteliğinde miydi? Yoksa ayrı belirmeler ve simgelerle mi kuruyorduk şiiri? Nilgün Marmara, Kaan İnce, Slvia Plath, İlhami Çiçek hep o belirsiz olan cevabı mı buldular acaba? Benim yukarıda sorduğum, 'Yanlışsa Evet! Nerede Yapılmış Hata' sorusu, aslında bize anlatılanın ne olduğunu sorgulamaktı. Öz neydi, hakikat neydi; en önemlisi gerçek ve doğru neydi? Yanlış hayatı, sonlandırmak doğru bir önermeye doğru muydu? Eğer onlar doğruysa, neden ben hala yaşıyordum. Beni bu öz nitelikle bütünleyemediğim hayatta tutan neydi? Tutunuş.... Doğrusu iki yıl ara verdiğim bu sormak eylemi yeniden vücut buluyordu. Cevapların olmayışı mutlak yokoluşa sürükleyen tin'i dinlendirme kıvamındaydı. İki yıl, herhangi biriniz gibi, herhangi biçimlerde ve herhangi sıkıntılarla sustum. İdrakimin o susmak eylemiyle tökezlediğini düşünmüyorum. Sadece içimde uyuyan ben'in uyanmasıyla, bir nevi ashab-ı kehf'in ilk uyanması gibi bir şaşkınlık evresi geçirdim. Soru sormanın kanımca doğru sorulamadığı daha doğrusu sorunun ve cevabın aslında özü gerçekten gösteren göstergeler olmadığı gerçeği bile soru sormamı engelleyemedi... 'Topraktan, kültüre doğmak' yükümlülüğünde olan biz yeryüzü yaratıklarının belirlenmişlik diline vardığını gören her tin'in bu sızıyı görmeden geçmesi doğru olmayacaktı kanaatimce. Dirik'in Özge ismini sorguluyor olmasında, mutlu mesut ayrılışına etken oluşturduğu kanaatini güçlendiren belirlenmiş dil ve simgeler gerçkeliğinde yaşıyor olmaktır... Belirlenmiş ve dayatılan o başkalarının önermeleriyle, daha da açık ifade etmek gerekirse, eşyaya ve özneye getirilen tanımlarla yaşadığımız gerçeği, dili ve soru sormayı sorgulamaktan geçtiğini görmüştü dirik. 'Sormak ve anlamlandırmak 'hiçliğin mutlak gerçekliğini' anlamak için sorunun ve sorulanın ne olduğunu, soruların ise hangi öznenin belirlenmişlikleriyle gerçekleştiği bilmek...' Dilin ve kültürün mahkumları olarak bizler, hissettiğimiz hangi duygu gerçekten bizimdir? Bize ait olmayan simgelerle, yani başkalarının(ki bu ötekidir, bu toplumdur, bu çevredir, bu dünyadır) tanımlamarıyla ne kadar doğru soru sorabilirdik ki? Sorulan sorular bize öğretilen ya da dayatılan bir dil ile gerçekleşiyorsa o halde soru sormak kavramı bize ait midir? Kendi sessiz dilimizde bile bildirilmiş ve öğretilmiş bir dili kullanmıyor muyuz? Evet düşünmeyi gerçekleştirdiğimiz araç bize ait değilse, bu moleküller toplamı ve hareketler toplamı varlığımız ne kadar bize ait olabilir ki? Bu 'olmayış' denklemi soru'nun ve sorun'un da net olmayışını bize gösterir. Mutlak tin arayışında dinler aslında sembolik ve metaforik anlamlar kullanarak bu çıkmaza işaret ederler, Muhammed'in Kuran'ı İle Kuran'ın Muhammed'i denkleminde gelişen islamiyet de bu cihette aslında cevap değil de sorular ve sorunların varolduğunu ve hakikatin hiçlik-nirvana-birlik olduğunu çözümlemiştir. İyilik ve sevgi kavramının üzerinde duruluyor olması, güzellik unsurunun vurgulanması, aslında yok olan yüzün elbiseye bürünmesidir. Din bu anlamda formlar yaratarak o koyu kaybolmuşluğun o cevr ve cefanın sebebinin olduğunu insana gösterilmiştir. Vahdet anlayışı da yine bu bağlamda metaforik olarak öznenin belirlenmişliğinin bozguna uğratılmasıdır. Zira görünür olmayan fakat şahdamarından daha yakın olan Tanrı, aslında bizim moleküler varlıklar olduğumuzu tek gerçeğin bu atomların titreşimlerinin tanımlanıyor olmasıyla maskelendiği sonucunu verir. Dil bize ait değilse, sorular bize ait değilse, cevaplar bize ait değilse biz kimiz? Düşünceler de bizim belirlenmişliğimizin ürünü şeyler zaten, o halde biz bize ait olmayanız, biz hiçiz... Bundan dolayı ki tanrı bize şahdamarımızdan daha yakın olabilecektir.... Anlamın hiçlik olduğunu bile bile neden yaşıyoruz sorusu geliyor şimdi. Burada işte gerek Nilgün Marmara ve Özge Dirik devreye giriyor. İki tür çıkış vardır. Ya dönülmesi gereken şey: o arayışın öbür yüzü ölüm olacaktır, yada bu dünyanın metaforik yalnızlığında mutsuzlukla can çekişe çekişe yaşayacağız. Ölümün ötesini göremediğimiz için veya doğumun öncesini hatırlamadığımız için mutluluğun, kayıp kimliğin orada bulunacağı da meçhuldur. Ölüm bu anlamda bir risktir. Ölüm Olmak ya da olmamak denklemini cevapsız bırakmıştır. Ölüm mutlak tinin renksizliğine kucak açmak gibi bir algılayış ise orası maviden sonra bir boşluk olur. Tanımlayamadığımız herşey gibi boşluk... Mehmet Şah Erincik antoloji.com
______________________ - "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi |
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
|birçocuğunbüyüklüğü|
|
Vedat Kamer'in arşivindeki şaire ait e-postadan özgeçmişiyle ilgili bir bölümü buraya aktararak sorunuza yanıt bulabiliriz : "... Askere gidiyorum 1 ay sonra, mayısta geri geleceğim ..."
Detaylı bilgi için Ahmet Günbaş'ın 'Erken Ölümlü Şairler Antolojisi' adlı kitabına bakabilirsiniz.
______________________ - "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi |
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|