|
||||||||||||||||||||||
|
|||||||
|
Kayıt ol | Resim Upload | Üye Listesi | Forumera Posta Kutusu | Yabancı Mp3 | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Köşe Yazıları / Makaleler Başkaları tarafından yazılmış köşe yazılarını burada paylaşabilirsiniz.Makale,düz yazı... |
| Etiketler: cook, derdim, fakat, kisa, quotdiyecegim, uzunquot |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
|birçocuğunbüyüklüğü|
|
Diyeceğim kısa fakat derdim çook uzun
Ömer Erdem’in yeni şiir kitabı ‘Evvel’ geçen hafta okurla buluştu. Erdem’in kitabıyla ilgili ilk yazıyı, daha kitabın mürekkebi kurumadan şair Birhan Keskin yazdı. Keskin, bunun bir kitap tanıtımı ya da eleştirisi değil, hem arkadaşı Ömer Erdem’e hem de okura bir mektup olduğunu söylüyor yazısında. Ömer Erdem’e ‘Evvel’ için teşekkür ediyorum evvela... Zapt edilmiş bir alanda/şiirin alanında, kendi derdimizi yazmak, biraz acı bir şey gibi gelebilir. Bu yazının, Ömer Erdem’in kitabından duyduğum sevinçle yazıldığını bilmenizi isterim, ey sevgili okur! Dilin imkanlarını genişleten bu beyaz tabiatlı, kara ömürlü şaire hepiniz; ama hepiniz mecbursunuz, siz de bunu bilin... Gerçek şiire yüzünüzü çevirmedikçe, şiir “şiir” olmadıkça, ne romanlar ne de hikâyeler üzgünüm ki bir işe yaramayacak. İyi düşünün, bir daha düşünün bunu isterim. “Ters laleler gibi bir kara kişi”… Şair. İşte, bu “o” dediğimizdir. Şiir istese de istemese de yakasından düşmeyendir. Hakiki şiir de yolda, yerde, yurtta, dağda, oda diplerinde, dünya bütün ahmaklıklarıyla önünde kaynarken onun önüne düşen, kendini kendi beyaz tabiatıyla o insanda, o kara ömürlü insanda ortaya koyandır. Şiire gönlünü düşürmek olur mu? Hayır, olmaz. Şair doğulur. Şiire gönlünü düşürmek bu sebeple işte, hikâyedir. Boş bir laftır. Boşunadır. Şiire gönül düşürülmez. Şiir, düşeceği insanı seçer zaten, bir kader gibi. Şair doğanlara bir vakit sonra şiir zaten, gelir. Şiirin çarpacağı insan evladı sayısı da bizim dünya üstünde gördüğümüz ve “görüldüğü” kadar “çok” değildir. Bu piyasada şiir, yazık ki uzun zamandır, aklı başında dergilerde de, aklı başından kaçmış dergilerde de, kitapçılarda marketlerde, orada burada satılan, şiir diye huzura çıkarılan birtakım “yılışık sözler”, “kıldan tüyden” ibaret durumda çoğu vakit. (Ahmet Güntan’a hafifçe gülümseyerek bir selam vereyim bu parantez içinden, manifesto aşkına!.) Ömer Erdem, benim yıllardır şiirini sevinçle ve severek takip etmeye çalıştığım bir şairdir. Ayrıca çok da sevdiğim bir arkadaş. Şiir, bende olduğu gibi onun da yakasından düşmedi. O da artık şiirin onun yakasından düşmeyeceğini iyice kavradı; şiire bence tam anlamıyla teslim oldu. “Sönmüş bir yıldız kuyruğu kadar olsun, Görün, yeter……..!” Ömer Erdem özellikle son yıllarda bütün bu bilgilerin yüküyle ve dikkatiyle yazıyor, bunu görüyorum. Dünyanın ve hayatın hakiki bilgisinin ağırlığıyla yüzleşe yüzleşe, ontolojik meselelerin uç verdiği o ağrılı yerlerden, o ağrılı soruların peşinden, yer yer kapalı denemelerle, bazen de kendini sonuna kadar açan bir gülün çağrısı ile yazıyor. Ömer Erdem şiirini belki bu sebeple, sanırım en çok bu sebeple seviyorum… Biraz daha açarak söyleyeyim. Yolda yürüyoruz. Bir şey soruyordum, cevaplıyordu: “horoz efendi, şiirin şafağı gündüzün içindedir/ o yüzden/ cevap verilemez bu iri soruya.”Bazen oturup konuşuyoruz. Memleketin tuvaletlerinde bile “şiir” var, diyor. Oysa “şiir dilin şarabıdır!/ nice şaşkın korukçu/ teneke diye bağlar onu kuyruğuna.” Güleriz biz de... N’apalım başka! Şimdi benim yaptığımsa, bir sevinç duygusu ile, yarı(m)-mektup sayılabilecek bir şeyler karalamak... Sevinç, evet, bana bu yazıyı yazdırtan. Çünkü iki gün önce, yeni kitabının çürük aşk rengi kapağında evvel adını gördüğümde hissettiğim duygunun adı sevinçti. Bunu bu zamanlarda biliyorum ki çok az insan hissediyor… Kitaba elimi attım… Rengiyle göz göze geldim, adına baktım, daha önceden düşündüğü ismi değiştirmiş, ‘evvel’ koymuş adını… Duygulandım. Nasıl geniş bir sözcük bu “evvel” ve şiire nasıl da yakışmış diye geçirdim içimden. Duygulanmanın da yozlaştığı, yozlaştırıldığı ve dolayısıyla aşağılandığı zamanlardayız. “Duygulandım” diyebilmeyi o yüzden büyük bir cesaretle savuna savuna “duygulandım” diyorum. Benim bu yazdığıma bir kitap yazısı demek mümkün değil, kitap tanıtımı da. Hele hele kitap eleştirisi hiç diyemeyiz. Dediğim gibi, hem okura, hem Ömer’e yazılmış bir mektuptan sayın benimkini. Yeri gelmişken bir parantez: (Kaç kişi yazıyor şiir hakkında, sahi! Kim yazıyor!). İsterim ki, evvel hakkında, şiirlerin hak ettiği üzere güzel yazılar yazılsın. Okurunu bulsun, ona ulaşsın bu kitap. Çünkü şiirin, hakiki şiirin kor mürekkebiyle “yakılmış” bir kitap evvel. “Diyeceğim kısa fakat derdim çook uzun/ ben gözlerimi yumdum/ sen kirpiklerimi yakarak geç” Bu kitap Ömer Erdem’in beşinci şiir kitabı. Artık kendi sesinin ustası olmuş bir şairin olgunlaşmış balını taşıyor. Şiire gönül verenlerin yerinde değil, has şaire yakışır bir makamda duruyor evvel. Ve düşündüm de, iyi ki adını “evvel” koymuşsun. Hem seni hem de senin şiirini kavrayan bir isim olmuş. Bileğine, kalbine sağlık Ömer. Bileğinden şiirine akan kan boşuna değil, bilesin isterim. Ve size ey sevgili okur, Ömer Erdem’in yeni şiir kitabı Yapı Kredi Yayınları’ndan Evvel adıyla çıktı, size de bunu ilk müjdeleyen olmak isterim. Birhan Keskin 10.01.2006 Zaman Gazetesi
______________________ - "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi |
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
|birçocuğunbüyüklüğü|
|
Şiirlerinden örnekler :
evvel söylenecekler daha söylenmeden evvel sen gelmeden ve ben gitmeden evvel taşları kaldıracak kaslar gelişmeden evvel toprak ve sudan ve tüf ve lavdan evvel damladan evvel ve baldan ve kanattan evvel bilinen ve bilinmeyen ne varsa onlardan evvel tutamıyorum dilimi yerimde duramıyorum öyle evvel ormanların gölgelerinde ışıklar kaybolmadan evvel böcek yankıları kalplerden göçmeden evvel nehirlerden evvel meşenin şarkısından evvel balığın dişinden evvel ateşin külünden evvel gitmiştik her şeyden öteye bir gölün dibinden evvel mercanlardan evvel steplerden evvel kuş cama çarpmadan yumurta ve salyadan evvel önünde yattığımız taşın resimlerinden evvel boynuzdan evvel ve yosunun nazından evvel basmadığımız yoldan evvel ve koparmadığımız elmadan evvel gazozlardan evvel ve yaz sinemalarından evvel kirpikler ok olmadan evvel ve gözler tuzak kurmadan evvel petrol köpüğünden evvel ve motor çalımından evvel kulağa gelen ilk sesten evvel ve düşen ilk yapraktan evvel daha mezar yokken ve yusuf rüyayı bilmeden evvel tüyden evvel ve köpeğin kuyruğundan evvel naldan evvel atın şahından inmeden evvel verilen sözden evvel ve sözden dönmeden evvel terazide toz ve saatte akıl çınlamadan evvel yüz kreminden evvel aynadan ve köprüden evvel dize derman küsmeden evvel ve bel bükülmeden evvel yunustan evvel ve miryakefalondan evvel kılıç vınlamasından evvel tekbir ağacından evvel ekmek bulanmadan evvel buğday çoğalmadan evvel şiir Allahın dilinden düşmeden evvel kamış dağlanmadan evvel kumaş biçilmeden evvel narh konulmadan evvel taht çakılmadan evvel töreden evvel ve buzul banyosundan evvel kerpiçten evvel ve çamurun okulunda samandan evvel nar çiçeğe patlamadan evvel burçlar düşmeden evvel yay gerilmeden evvel ve ok ateşlenmeden evvel kum panayırlarından evvel ve kan kızarmadan evvel davul vurulmadan evvel duman şişelere sığmazdan evvel mey damlamadan evvel söz testiden sızmadan evvel ay vurulmadan evvel demir erimeden evvel pamuk lif lif atılıp ak beyaz olmadan evvel el el üstünden kaydırılıp sırta hançer vurulmadan evvel şimdi neredeyiz diye soruyorsun ondan evvel yaşanacak başka gümüşler olmalı bundan evvel kitaptan evvel ve mağaradaki örümcekten evvel davet gelmeden evvel ve O dağdan inmeden evvel biz orada olmadan oradayken orada olanlardan evvel üzümün ve incirin ve hurmanın çapağından evvel dönüp durup kendi kepeğimizden elenmeden evvel moğol çığlığından evvel ana karalardan evvel rüzgarda kabaran gemilerden evvel kırbadan evvel baharat ambarından evvel zenci zincirinden evvel altın külünden evvel borsa sütünden evvel çandan evvel ve çobansız sürüden evvel yerin altından ve göğün kulelerinden evvel şimşeğin kalayından evvel ve depremin kanadından evvel yastıklardan evvel ve çiçek zehrinden evvel biz ordaydık ve bunu bilmeden bildirilmeden evvel çıplaklıktan evvel ve doymaktan ve açlıktan evvel biz ordaydık ve bunu bilmeden bildirilmeden evvel biz ordaydık ve burayı bilmeden buraya düşmeden evvel
______________________ - "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi |
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
|birçocuğunbüyüklüğü|
|
sesle
bayat silgilerden sesle beni ters dönmüş gül şemsiyelerinden sesle patlamış balonlardan balkon içlerinden sesle iğneyle kuyu kazan bekârlardan sesle kayıp eşya bürolarından küflü oda bekçilerinden sesle tuzlu ve hızlı köpüren sulardan sesle kırk uçlu kalemlerden sesle bileğiyle alnını silen ustalardan sesle ilk düşen ak telden sesle külün odunundan sesle aynalardan değil tuğlalardan sesle keçiboynuzu çekirdeklerinden sesle son köprü cambazlarından sesle uykusuz gazetecilerden sesle gözlük kemiklerinden bile çıkmaz sokaklardan sesle henüz tekerleği piste değen uçaktan sesle bitmez kış iğnelerinden sesle iğde yastıklarından belki sesle işte cilt tutkallarından kumaş biçen ellerden bile sesle çok okunan roman kahramanından sesle kaplıca killerinden sesle çevrilmeyen dillerle sesle tıraş jiletlerinin ışıltısıyla sesle oltadaki balık gözüyle sesle okuyucusuz kütüphanelerle sesle lügatlerden sesle çilek dikenlerinden iki ileri bir geri yürüyüşlerden sesle daha sütten başka bir tat bilmeyen ağızlardan sesle beni camlara tünemiş el izlerinden de sesle kömür karalarından sesle kurşun sisinden sesle kapalı masalardan gizli zarf makaslarından sesle peynir sularından, köşelerden, alman mürekkebinden sesle soyulmuş domates yeşilinden sesle aşk dememek için her şeyi söyleyen kem gözlerden sesle mart kedisinden sesle tünel esintisinden sesle etek içlerinden sesle kulak incilerinden bile sesle pantolon kırışığından sesle elektrik voltajından sesle yumurta zarında titreyen cıvıltıdan sesle yangın merdiveninden sesle kuyucu murat medresesinden sesle patrona bıyığından sesle yukarıdan sesle bulut kuyruğundan yağmur şamatasından sesle cengizhan nallarından sesle boru çiçeklerinden sesle fuzuli bağdadından sesle kükürt yarasından sesle araba yağlarından sesle kol büküklerinden sesle güreşin nerdeyim oradan sesle bilmemenin aydınlığından sesle vurulmadan girilmez kapılardan sesle yalı kuşlarından sesle ikinci mehmedin su yolundan sesle vezir küheylanından sesle mapushane tozlarından sesle ranza çarklarından sesle şimdi değil takvim şansından sesle tren lokomotifinden sesle içanadoludan sesle kum obruğundan sesle güneş şapkasından niğde elmalarından sesle çerçi lokumundan sesle esnaf lokantalarından sesle beni çuvaldız sayaçlarından sesle beni sen sesle benden sesle sana sesle seni senle sesle türkçe sesle uyur gibi sesle kavuşur gibi sesle koşar gibi sesle
______________________ - "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi |
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|