Geri git   Forumera >
Kayıt ol Resim Upload Üye Listesi Forumera Posta Kutusu Yabancı Mp3 Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Bir bölümde günde 3 taneden fazla konu açmak yasaktır.
Seri paylaşım yapılabilecek,yeni bölümlerde geçerli değildir.


Forumerada reklam vermek için tıklayın
Bu alanda 468x60 reklam aylık 35 ytl! - Bu alanda 728x90 reklam aylık 50 ytl!

Köşe Yazıları / Makaleler Başkaları tarafından yazılmış köşe yazılarını burada paylaşabilirsiniz.Makale,düz yazı...

Etiketler: , ,

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 09-08-2007, 15:20   #1 (permalink)
|birçocuğunbüyüklüğü|
 
barkod - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

 
Profil
Yer: yeryüzüne nasıl dağılmıştır tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?
Üye No
43
Mesajlar
589
Forum Katkısı
8155
Forum Katkısı Puanı
811843
Derecesi
barkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond repute
Standart Hızlı Şiirler Zamanı

Hızlı Şiirler Zamanı
(İnsanın keşfi-modern sanat ve Ender Sarıyatı)




“on sekizinci yüzyılın sonlarına kadar insan diye bir şey yoktu...o, son yıllarda yaratılmıştır” (M.Foucault)


“ey şairler doğu bir şölen kurdu sizlere
açlığa
açıklığa savaşa
çizmelerinize uygarlık için” (Ender Sarıyatı)





Ender Sarıyatı, siyasal kaygıların her zaman sanatsal kaygılardan önce geldiği bir sürecin (geleneğin) yok saydığı bir isim, önemli bir şairdir. Onun ve yaptığı şiirin önemi, daha çok ajitasyona kurban gitmiş toplumcu gerçekçiliğin biçem sorununa bir yanıt olmasından kaynaklıdır.



Hatırlanacağı gibi birey ve bireyin yaratıcılığı üstü örtülü de olsa cumhuriyet döneminde kendisini hissettirmeye başlamıştır. Söz konusu şiir olduğundan, birinci yeni olarak adlandırılan garip hareketi bireysel yaratıcılığın olmasa bile, en sıradan insanı keşfedip şiire konu yapmıştır. Devamın da ikinci yeni, şairin öznel dünyasından hareket eden ve tam da modernizmin özüne uygun bir seyir izleyip onun esprisinin içerisini doldurmuştur.



Yazınsal geleneğimizde, taşların nereler de durduğunu anlatma yersizliğine düşmek sanırım bir gaflet olur. Zira bir metnin neliğine dair herhangi bir betimleme eksik ve yetersiz olacaktır. Artık bir metnin yazınsal tarihte yerini alması, o doğrultuda muhatabını bulmasını sağlamak, erkenden verilecek bir karar değildir. Çünkü şimdinin yetkinliği çerçevesinde verilecek kararlar ancak bu günün sanatını ele verebilir. Örneğin divan edebiyatından kimlerin kaldığını düşünecek olursak, objektifliğin elden bırakılmasının nedenli tehlikeli olduğunu kavrayabiliriz.



Bu kısa hatırlatmadan sonra neden Ender Sarıyatı’nın önemli olduğuna değinelim. Toplumun kültürel oluşumundan daha çok bireyin etik sorunsalı modern sanatın temelini oluşturur. Çünkü bilginin nesnelere uygunluğu, bilimsel bilgi için kabul edilebilir bir şey iken, aşağı bilgi alanı olan sanatın buna karşı yaklaşımı soyut bilgi kapsamı hareketli olduğundan, şüphe ve belirsizlik boyutuntadır. Bir kez bu bilme (aşağı bilgi) yapısı ortaya konulduğu zaman, onun nesnelere uygunluğu kendi pratiği çerçevesinde oluşan alımlamaya dönüşür ki, ortada doğaya uygunluk diye bir şey kalmaz. Yani bireyin kendi yarattığı şeylerin kavranması. (soyutlama ve yeniden kavramlaştırma).

Tekillik kendi somutluğu içerisinde nesnel olanın yaratımı anlamına da gelmektedir. Başka biçimde söyleyecek olursak, yaratımda nesnelliğin yolu tekillikten geçmektedir.


Avrupa’da romantizm ile başlayan modernliğin temel sorunsalı ben ile çevrenin çelişkisi yani bireyin kendisini kuşatan verili durum karşısında geliştirdiği tepki, ülkemiz edebiyatında da tasavvufla birlikte erken dönem modernizmi şeklinde kendisini göstermektedir. Gerçeklik böyleyken bunun çok gerisine düşen sanat anlayışıyla karşılaşmak ve ilerici olarak kendisini dayaktan argümanların gericiliği karşısında hayrete düşmemek elde değil. Anadolu tasavvufunun tanrı imgesi, insan ruhunun kendisini yaratan tanrı imgesiyle özdeşleşmesinden veya bu eksen etrafında dile gelmesinden oluşmuştur. Bunun seküler anlamı kişinin tekilliğinin kendi içerisinde taşıdığı anlamdır.Örneğin Süfyan-ı Sevri (ölm.784), Zü’n-nun-ı Mısri (ölm.859), Horasanlı Beyazıd-i bistami (ölm.874), Hallac-ı Mansur (ölm.921), Cüneyd-i Bağdadi (ölm.934) gibi sofi şairler öznelliklerini islam dünyasının verili söylemine dayatmalarının bedelini hayatlarıyla ödediler.



Asıl anadolu tasavvufunu etkilemiş olan melamettiye gurubunun en önemlilerinden Ahmet Yesevi (1085-1166)’den örnek verelim.




“miskin hac’ahmet canı hem gevherdür hem kani

Barça anın mekanı ol la mekan içinde”



“Yoksul hoca ahmet hem yaratandır hem ondan yaratılan

Bütün zamanın mekanı ol mekansızlık içinden”




Şiirin yüzey yapısından daha çok sorunsalı dikkat çekicidir.İnsanı tanrı boyutunda yücelterek, bireyin uzam içerisinde gerek zaman, gerekse mekan alımlamasına işaret etmektedir.Mevcut islami söylemde tanrıdan hareketle varlığın içselleştirilmesi, sorunsuz bir ilişki geliştirilmesi söz konusuyken, mekan , mekansızlık ve zaman şiire konu edilerek bireyin bunun karşısındaki varlık sorunsalına gönderme yapar.



Felsefik dayanağını vucüdiye (kamutanrıcılık) felsefesinden alan melamettiyye, vucüd-ı mutlak, vucüd-ı ilahi, hayr-ı mahz (salt iyilik), hüsn-ü mutlak (salt güzellik), gibi yaratıcının özelliklerini tek başına değil, onun kendisini gösterme eğiliminden dolayı insan ile birlikte anmaktadır.Bu da tek tek insanın tekilliğinin öneminin teyidi anlamına gelmektedir.




Birde Yunus Emre’den örnek verelim.



“Alimler ulemalar medresede buldısa
Ben harabat içinde buldumısa ne oldu”


“Bilginler bilenler medresede yollarını bulduysa

ben meyhanede yolumu bulduysam ne oldu”




Bu dizelerin derin yapısına bakar isek, şiirin sorunsalının modern anlamda yakalandığını görürüz. Elbette bu olgunlaşmış, yerine oturmuş bir modernlik değildir. Ancak biçemin içeriğe olan çelişkisi bağlamından hareketle, varolan söylemin terk edilip, bireyin verili olan ile çatışması şekline dönüştürülmesi şeklindedir. Anadolu tasavvufunu erken dönem Türk Modernizmi olarak tanımlarsak yanılmamış oluruz. Zira verili durumun eleştirisi, öncesi ve sonrasıyla bir tanrısal söylemin insanı kullaştıran anlayışından, insanın tanrıya bakışına geçilmiş ki bunun anlamı sosyojik olarak insanın keşfidir...



İnsan, çalışarak kendisinin tekilliğini kavramıştır. Döneminin ağır ideolojik dayatması karşısında Ender Sarıyatı’nın kendi tekilliğinde ısrar etmesi, toplumcu gerçeklik açısında bir olanak olarak görülmekle birlikte, aslında şiirin aslolan sorunsalı çevresinde duran şairler görülmeyerek, popüler kültürün utangaç savunuculuğuna düşülmüştür.Onların tabiriyle dönem hızlı şiirler zamanıdır. Kitleleri ajite eden, onları istenilen şeyleri yapma durumuna getirmeye hizmet eden şiirlerin yapılması oldukca yaygın bir zihniyetti. Ve özellikle Türk şiir antolojisine* sırt çevrilmiş, sadece bu antolojinin halk edebiyatı kısmıyla ilgilenilmiştir. Oysa ki eski türk yazıtlarında, divan edebiyatına kadar sayısız şiir bizlere modernizmin gelişim seyrini vermekte ve bunun da bilince çıkarılması zorunluluk olarak kendisini dayatmaktadır. Olgusal birikimden habersiz,Türk şiir antolojisini Nazım Hikmet’ten öteye taşımayan marazi bir anlayışın, ben yaptım oldu bitti anlayışından farkı yoktur.(Yeri gelmişken ülkemizde kendisini geleneğin takipcisi olarak adleden ve modernist anlamda yaratımın farkında olmayan bir damar var ki referans olarak oraları gösterdiğimiz sanılmasın...)



Orhun abidelerinden bir dizeyi alıntılayarak yazımıza devam edelim. ”zamanı tanrı yaşar”. Eski edebiyatımızda o kadar çok önemli metinler saklıyken bunların ideolojik sebepten dolayı terk edilmesi anlaşılır gerekçeler değildir. Aynı ilgisizliği Divan edebiyatı içinde söyleyebiliriz.Adını sayamayacağımız pek çok şairi bir kenara bırakalım, Fuzuli, Baki, Şeyh Galip, Nedim gibi isimler bile geçiştirilmiş, divan edebiyatı yeterince anlaşılmamıştır.




“mende mecnun’dan fuzün aşıklığ isti’dadı var

aşık-ı sadık menem mecnun’un ancak adı var”



“bende mecnun’dan daha fazla aşıklık yeteneği var

gerçek aşık benim mecnun’un ancak adı var”




Fuzuli’nin bu dizelerinin yanında, ironi ve aşk şiirleri yazdıklarını söyleyenler sanırım bu dizeleri okumamış olsalar gerek. Antolojiden haberdar olmak bireyin yaptığı şiire nasıl bir etkisi olacak diye sorulacak olursak, şöyle bir yanıt sanırım oldukça yerinde olur; sanat yapıtının biricik ve tekliği tek başına bir anlam ifade etmez. O aynı zamanda başka yapıtlara da ihtiyaç duyar.En azından bunun modern anlamı böyledir.



Şimdi bir şairin öznelliği doğrultusunda yaptığı ve aslında yaşadığı dönemin koşullarını da yakalayabileceğimiz, hatta yaşanılabilir bir dünya için ütopyasını da ele veren bir şiirine bakalım.




“Paltonu giy



Savaş başladı gidebiliriz

Eski bir resmi

Annemi giyindim sende paltonu giy

Güneş kuşatmıyor moraran yanaklarını çocukların

Balkonlar denizlerle sevişmekte

Parkta bize yer yok

Radyoda havadisler

Yollar kapalı köyleri eşkiyalar kuşatmış

Caddeler zamlı sokaklar tenha

Kalpler elektrikli

Giy paltonu savaşmak bize düşer”



Şiirin ilk bölümünü oluşturan gerçek dokulara baktığımız zaman,gergin bir anın betimlemesiyle karşılaşırız. Savaş, kuşatma, palto, havadisler, elektrik, olmakta olan gerginliğin habercisidir. Fakat aynı zamanda eski bir resim, anne, çocuklar, sevişmek, cadde, sokak, tenha, kalp, balkonlar ile kurulmuş imgeler bir çelişki gibi durmakla birlikte, şairin nesne ile insan, dil, ve dünya ile olan ilişkisine de işaret etmektedir. Kendisini kuşatan nesnellik karşısında edilgen bir tavır içerisinde olmamakla birlikte, kendi içsel gerçekliğinin nesneyle olan çatışmasını da ortaya koymaktadır.


“çelikten o ses

kalbim ağrıyor

çekmecesinde duruyor masamın

karanfil renginde ölüm

bizde kaybetmeye yer yok

kitaplarımı yokluyorum çelikten bir dünya

kalbim ağrıyor

ah ne yalnızım

kaparak yaramı tutarak kanayan yanımı

koşuyorum dağlara

ah ne güzel

nasırlı ellerin çıkrığında dönüyor hayat

insanlar koşuyor

dostlukla bölüşülen buğusuna köy ekmeğinin

boşuna seni hüzünlendiren sevda

bize savaşta ölmek de gerek”



Çelik, ses, ölüm, dünya, çıkrık, insanlar, savaş, şairi kuşatan tüm ötekilerin baskısının imgeleridir.Yani insanın en temel çelişkisinin dayattığı acılar (kişi hem kendisi hem de öteki olmak zorundadır. Sosyalliğin zorunlu sorumluluğu, aidiyet acıları) Öte yandan kalp, ağrı, karanfil, yalnızlık, yara, dağlar, hayat, dostluk, bölüşüm, sevda, yine varoluşsal acılara, fakat içsel gerçekliğimizin nesnellik karşısındaki acılarına işaret etmektedir. Şairin bu çelişkisi insanın önceden belirlenmiş bir çevre içerisinde, bir ön kabul ile varolma durumuna, aynı zamanda tekilliğinin gerçekliğine bir göstergedir.




“evde değilim

senin çiçeğinle bölüştüm hüznümü

kalbim ağrıyan nehirlerin akışı değil artık

yalnız

ey binalar gök tanrıları

diriltmen mümkün mü ezdiğin karıncayı

mümkün mü silmen gözlerime vurmuş kırağıyı

oğlum hasta biliyorum

gitse de kalsa da sadece sıcak yürekler götürüyorum

soğuk mu vurdu dersin

unutmuşum geçen akşam

yastık tıkamayı kırık cama,



çelikten o ses

kalbim ağrıyor

ben paltosuz giderim sen giy

savaşa gidiyoruz hep beraber.”



Çelik ses, nehirler, binalar, palto, savaş, gitmek gibi nesnel sözcüklerin, çiçek, hüzün, hastalık, oğul, unutmak, kırık cam gibi içsel çağrışıma götüren sözcüklerle bir arada kullanılıp yaratılan imgeler şiirin tamamında yapılmıştır.



Şiirin bütünselliğine baktığımızda,nesnelliğin içsel gerçeklikle yeniden yaratıldığına tanık oluruz

Ender Sarıyatı’nın toplumcu gerçekçiliğin içerisinde buna vakıf olan, döneminin pek az şairlerinden birisi olduğu anlaşılmaktadır.



Tanzimat’la başlayan siyasal kaygıların edebiyata sirayetini marazi bir durum olarak niteleyecek olursak, Ender Sarıyatı gibi şairlerin bu marazilikten uygun kırılmalar sağlayacak olanakları içerisinde taşımalarına rağmen yok sayılıp, görülmemişlerdir ve olumlu olabilecek etkileri ortadan kaldırılmıştır, çünkü hızlı şiir zamanıdır!.. Onlara göre!...



Sanatın nesne ve insan, insan ile insan, insan ile dil, insan ile dünya arasındaki çelişkiden çıktığını gözetip, şiirini bu minvalde kuran çok güçlü bir geleneğimiz olmasına rağmen, bunu yok sayan neredeyse neo-mimesis diye adlandıracağımız, toplumcu gerçekçilerin hiç değilse bu olanakları göz ardı etmemeleri gerekmektedir.



Ender Sarıyatı’nın palto şiirini bireyin varlık sorunsalı çevresinde ele almaya çalıştım. Elbette bu tek başına bir sacayağı değildir.



Küçük bir not ; 26 aralık 2004 tarihinde, Mersin’den Ender Sarıyatı’yı anmak için İzmir-Kokluca Mezarlığına gittik. Ne yazık ki, 59. ada 6570 no’lu mezarı bulamadık. Temsilen kimsesiz birisinin olduğunu tahmin ettiğimiz bir mezarın üzerine çiçeklerimizi ve çıkardığımız Şiirin Dergisini bıraktık.



Bir şairin mezarı nasıl kaybolur?..




“ey binalar, gök tanrıları, camları kırık odalarda daha kaç şair ölümü bekleyecek”



* Celal Soycan

Kaynak : Ölüme Direnen Şiirler Ender Sarıyatı Etki Yayınevi (İzmir)






MİTAT ÇELİK
şiirakademisi.com
______________________

- "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi
barkod isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:32 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0

Konya Laser Epilasyon - Gemi Elektrik - film izle - Video Eğlence - Geyik
3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 469, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 481, 137, 138, 139, 318, 140, 141, 143, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 169, 162, 163, 168, 166, 167, 170, 171, 477, 176, 185, 186, 190, 193, 192, 194, 195, 196, 198, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 220, 221, 224, 228, 286, 306, 291, 287, 288, 289, 290, 292, 293, 307, 296, 297, 298, 300, 301, 303, 304, 305, 308, 309, 310, 311, 313, 312, 314, 315, 316, 317, 479, 478, 326, 333, 327, 328, 329, 330, 331, 332, 334, 335, 336, 337, 338, 339, 340, 341, 342, 374, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 349, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 370, 371, 372, 373, 375, 376, 377, 378, 386, 379, 380, 381, 382, 383, 384, 385, 387, 388, 389, 390, 402, 391, 392, 393, 394, 395, 396, 397, 398, 399, 400, 401, 403, 404, 405, 406, 411, 407, 408, 409, 410, 412, 413, 414, 415, 417, 416, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 424, 425, 430, 426, 427, 428, 429, 431, 443, 444, 445, 446, 447, 448, 449, 450, 451, 452, 453, 454, 455, 456, 457, 458, 459, 460, 461, 462, 463, 464, 465, 466, 468, 470, 467, 471, 472, 473, 474, 475, 476, 480, 482, 483, 484, 485, 486, 487, 488, 489, 490, 494, 491, 492, 493, 495, 496, 497, 498, 499, 500,
Inactive Reminders By FORUMERA