|
||||||||||||||||||||||
|
|||||||
|
Kayıt ol | Resim Upload | Üye Listesi | Forumera Posta Kutusu | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Köşe Yazıları / Makaleler Başkaları tarafından yazılmış köşe yazılarını burada paylaşabilirsiniz.Makale,düz yazı... |
| Etiketler: ayni, bir, degisik, dostca, kusak, otekine, pencereden, salla, treninin, vagonlari |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Medulla Spinalis
|
Önceki yıl Tanzanya'ya giderken bir gece de Dubai'de kalmıştık. Çağdaş mimarlık dehasının bir sergisi gibi olan Dubai, bize bir hayli de yapay görünmüştü. Eski birikimlerinden herhangi bir süzülmüşlüğün pek de yansımadığı caddelerde dolaşırken; sevecen gülüşlü genç bir erkek yaklaşmıştı yanımıza ve kendini tanıtmıştı: - Ben Salih Tozan'ın oğluyum. * * * İnsanı İNSAN yapan gerçek bir mayalanmanın dibek taşlığını üstlenmiş tiyatro dünyalarıyla, sarmaş dolaş yaşamışların unutmayacağı bir sahne portresi ve kahramanıydı Salih Tozan. * * * 1956'da Muammer Karaca Tiyatrosu Ankara Halkevi'nde yeni oyunlarını değerlendirmeye geldiğinde, Salih Tozan'la buluşmuştuk. Ve küçük boy bir şişe rakı alıp, Gençlik Parkı'ndaki dönme dolaba binmiştik. Dolabın salıncağı yere doğru indikçe insanlar büyüyor, yukarı doğru çıktıkça küçülüyor ve bir fırt bendeniz, bir fırt da Salih Tozan çekerek kahkahalarla gülüyorduk. * * * Necip Fazıl: Bu dünyada yalnız benim serseri, Bu dünyada yalnız ben derbederim. Herkesin gidecek varsa bir yeri, Ben de bütün dünya benimdir derim. Diye yazmış olsa da, serserilik kimsenin tekelinde olamazdı ve bizim gibiler, böyle bir tekele asla geçit vermezdi. * * * O yıllardan bu yıllara, nerelerden nerelere... Köyceğiz'den İstanbul'a yeni döndüğümüz için, elime 2 haftalık bir gecikmeyle ulaşan bir mektuba takılı şu anda gözlerim. Yanımdaki mektuptan, gönlüme doğru gizemli bir gökkuşağının renkleri kavisleniyor gibi. Mektup Rahmi Bey'den, Rahmi Koç'tan... * * * "Yazı"ya layık olabilme özeniyle son karelerine yaklaşılmış bir ömrün; yerçekimsiz bahçelerde, volkan derinliklerindeki ateşlerle süslü garip çiçekleri, artık gerilerde kalmakta... Ve şu anda gözlerim de, Rahmi Bey'in mektubuna takılı kalmakta... * * * "Çetin Bey dostum, Dün İnan Kıraç'ın evinde idim. Haber Türk'ü seyrediyorduk. Size bağlandılar ve yarım saatten fazla Galatasaray Lisesi ile ilgili çok güzel hatıralar anlattınız, bilgi verdiniz. Sizin sınıftan çıkan meşhur kişilere değindiğinizde o zamanlar, çocukların Galatasaray'a gitmeleri konusunda ailelerin karar verdiğini söylediniz. Ortaköy'deki okulda hafta sonları dahi kalıp, denizi seyrettiğinizi anlattığınızda, ben de eski, Kolej günlerime döndüm. Ben de hafta sonları okulda kalmak durumundaydım. İnan da bazı anılarını anlattı. Velhasıl sayenizde güzel bir gece geçirdik. Size sıhhat ve afiyet diler, sevgi ve saygılarımı sunarım. Rahmi M. Koç" * * * Bundan 44-45 yıl önce Rahmi Bey'le de, Yeşilköy lokantalarında baş başa yarenlik ettiğimiz olurdu. Bendeniz 3-4 yıl daha erken de gelmiş olsam, aynı kuşağın çocuklarındandık. Gerçi çok değişik yaşamların çerçeveleri içindeydik ama, yine de birbirimize karşı yabancılık duymamanın, temelleri daha eski yıllarda Ankara günlerine kadar inen bir köprüsü vardı aramızda. * * * Rahmi Bey'le yıllar sonra da buluştuğumuz oldu. 1-2 saatlik konuşmalarda yadırgamadığımız bir meltem eserdi aramızda. * * * Rahmi Bey'in yakınlarını yitirdiği bir dönemin ertesinde, söylediği bir söz de hâlâ kulaklarımda: - Zenginlerin rahatça ölmesine dahi izin vermiyor şu doktorlar... * * * Bu söz çok rutubetli bir çağrışımla, ortaokuldayken hocam, sonra da ev dostluklarına kadar koyulaşmış bir dostluğun kalemi Nadir Nadi'yi getiriyor aklıma. O da, bazen ömür parantezinin kapanma anından söz açar ve: - Belki de en iyisi, 2 duble viskiyle bir avuç uyku hapı, derdi. * * * Yanımdaki mektuba takılı gözlerimin, içine düştüğü çağrışımlar denizi dalgalanıp gitmekte... Viyana konservatuvarından da geçmiş olan Nadir Nadi, çok iyi keman çalardı ve bir Mozart hayranı olduğu için de, "Dostum Mozart" diye tınısı olan bir kitap yazmıştı. * * * Rahmi Koç'un ise, sürünmekten de beter sürünmüş ve 70'i aşkın senfonisiyle, dünyada en çok senfoni bestelemiş bir kompozitör olan Vivaldi'nin tutkunu olduğunu, yeni öğrenmiştim. * * * Yaşam formatları çok değişik de olsa; "aynı kuşak" treninin yolcuları olma ötesinde, gönül parmaklarının buluştuğu bir başka boyut daha vardı; yazı, müzik, aşamalı bir teknoloji müzesi ve "varlıklı olmak"la "var olma" arasındaki ortak bir meltemi küçümsememek... * * * "Bekâr talebe" kategorisinden olduğum ve hafta tatillerinde de okulda kaldığım bir yatılı okulda; 10'uncu sınıftayken, delikanlılık eşiğindeki yalnızlığın titreşimleri altında yazdığım bir şiir denemesiyle bitirelim yazıyı, affınıza sığınarak... Çocukken Çocukken kırlarda gezer oynardım; Ne gurbet bilirdim, ne uzlet, ne gam. Neşe'eden kurulmuş saf bir diyardım, Ruhumdan parçaydı her şen kahkaham. Annemin babamdan gizlediği suç, Günde iki defa tuttuğum oruç, Dadımın masalı Sihirli Pabuç Ve her gece beni korkutan yamyam. Ninemin ahreti anlatan sesi, Babamın uykumda beni sevmesi, Şimdi bana öyle uzak ki hepsi, Yüz yıl geçmiş gibi aradan tamam Çetin ALTAN & Milliyet Gazetesi
______________________ |
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|