Bir bölümde günde 3 taneden fazla konu açmak yasaktır.
Seri paylaşım yapılabilecek,yeni bölümlerde geçerli değildir. Forumerada reklam vermek için tıklayın
ABD başkanlık seçimi kampanyasında dinî renkler giderek öne çıkıyor. Mesele bir din-dünya, yani laiklik tartışması değil. Yaygın ve yoğun biçimde dinî referanslar, dinî figürler ve dinî bir retorik kullanılıyor.
Geçen hafta Washington Post'ta yer alan Paul Marshall'ın makalesi (Politics and Religion Do Mix, 12 Ocak 2008) seçim kampanyalarından yola çıkarak, giderek artan ölçülerde dinî bir muhtevaya bürünen dünyayı ve dinî inançların varlığımızın her alanını nasıl etkilediğini konu ediyor. Ortada duran tablo hayatın hemen her alanını, özellikle siyaseti ve ekonomiyi biçimlendiren bir güç olarak dinlerin hızla yükselişe geçtiğini gösteriyor.
Müesses dinlerin hiçbiri yalıtılmış biçimde kendi dünyalarında yaşamıyorlar. İnsan hayatının anlamı ve nasıl yaşamamız gerektiği konusunda hükümler veriyorlar. Bu hükümler doğal olarak siyasete, özellikle uluslararası siyasete yansıyor. Dinlerin siyasetteki ve diplomasideki rolünü fark etmeden dünyada olup bitenleri anlamak bile artık mümkün değil. Geleceğin tartışmaları dinin politikayı nasıl biçimlendirdiği ile sınırlı değil; dinlerin ekonomi üzerindeki belirleyici etkisi yeniden gündeme giriyor. Max Weber'in Protestan ahlâkı ile kapitalizmin ruhu arasında kurduğu ilişki çok geniş bir alana taşınıyor. Dinî ahlâkın ekonomik performansı belirleme gücü bugünün dindarlaşan dünyasında yeniden keşfediliyor.
Barometrik olarak tekrarlanan "Dünya Değerler Araştırması"nın sonuçlarını kullanan, Harvard Üniversitesi'nden iki uzman -Robert Baro ve Rachel McCleary- dinî ve ekonomik tutumlar arasındaki ilişkiyi incelemişler. Vardıkları sonuç: Birlikte çalışma, kadınların iş hayatında yer alması, tutumluluk, yasalara ve pazar ekonomisine dair dinî inançların gelir ve büyüme oranları ile çok yakından ilişkili olduğu. Din, tutumlu olmayı, iş ahlâkını ve yabancılara açık olmayı teşvik ettiği ölçüde ekonomik gelişmeyi ve büyümeyi etkiliyor. Ekonomi üzerinde dinin etki gücünü ifade etmek için "ruhsal sermaye" tabiri kullanılıyor. Bu iki araştırmacının oluşturduğu model, ekonomik özgürlükler ile dinî özgürlükler arasında bir bağ kuruyor. Dinlerin ekonomi üzerindeki olumlu etkilerinin sadece özgürlüklerin hakim olduğu bir düzende ortaya çıktığı sonucuna varıyorlar. Uluslararası dinî özgürlükler araştırmasının bulgularını kendi modellerine uyarlıyorlar. Dinî özgürlüklerin kötü durumda olduğu Burma, Eritre, Kuzey Kore, Özbekistan gibi ülkelerde doğal kaynaklar bakımından zengin olsalar bile çok kötü ekonomik tablolar ortaya çıkıyor. Dinî özgürlükler ile ekonomik başarı arasında benzer sebep-sonuç ilişkisi özgürlük düzeyinin ortalama olduğu ülkeler için de geçerli. Dinî özgürlüklerin bir hayli yüksek olduğu 30 ülke, ekonomik olarak da üst sıralarda yer alıyorlar.
Bu araştırma, sadece ekonomik özgürlükler ile dinî özgürlükler arasında basit bir ilişki kurmakla kalmıyor; dinî özgürlüklerin başarılı ekonomik sonuçlara yol açtığını da gösteriyor. Çıkarttıkları sonuç şu: Şayet ekonomik gelişme ve büyüme istiyorsanız dindar insanlara kendi inançlarını özgürce yaşayacakları ortamlar sağlamak zorundasınız.
Bize düşen ise, sıkışıp kaldığımız alanda içinden çıkamadığımız sorunları biraz daha yakından tanımak. Dini, dinî inançları, dindarlığın tezahürlerini, dinin toplum ve ekonomi alanındaki potansiyelini daracık bir laiklik tartışmasının içine hapsediyoruz. Dinlerin, laiklik prensibine anlam kazandırmak için var olduğuna inananlarımız bile mevcut. Bu anlayış dinî inançları, bir yasaklamalar alanı olarak ele alıyor. Artık kabak tadı vermenin de ötesine geçen başörtüsü yasağı, bu anlayışın ürünü değil mi? Hâlbuki dindarlığı bir özgürlük alanı olarak peşinen kabul etmek, laikliği de garanti altına alıyor.
Dünyada yeni gruplaşmalar, dayanışma ağları oluşuyor. Milletler, daha büyük şemsiyelerin altında benzerleriyle bir araya geliyorlar. Medeniyetler daha üst bir aidiyet odağı olarak ön plana çıkıyor. Medeniyetler ise tarihsel birikimi arkasına alarak dinî inançlar ekseninde gruplaşıyor. Bize düşen, dinin kendi zengin dünyasında zaten yerine getirmekte olduğu olumlu görevleri keşfetmekten ibaret. Bu zengin dünyadan uzak kalmak, uluslararası alanda güç kaybına uğramak ve fakirliğe mahkûm olmak demek.
Mümtaz'er TÜRKÖNE & Zaman Gazetesi
______________________
Alıntı:
Karika-turist & Tanımak İçin Aşağıdakilerden Birine Tıklayınız Ya da Tıklamayınız
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ] - [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ] - [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ] - [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ] - [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ] - [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]