|
||||||||||||||||||||||
|
|||||||
|
Kayıt ol | Resim Upload | Üye Listesi | Forumera Posta Kutusu | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Köşe Yazıları / Makaleler Başkaları tarafından yazılmış köşe yazılarını burada paylaşabilirsiniz.Makale,düz yazı... |
| Etiketler: 68 kusagi, deniz, deniz gezmis |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
can sızıntısı
|
Yazan: Birol CEVİZOĞLU Son günlerde bir moda tüm Türkiye’yi sardı. Bu modanın adı “Deniz Gezmiş” modasıdır. Herkes elinden geldiğince Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkarak onun yerine kan ve gözyaşı demek olan Marksist-Leninist bir düzen olan Komünizmi getirmeye çalışan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını aklama peşindedir. Üzerinde o kadar konuşuluyor ki hangisi gerçek hangisi yalan anlamak imkânsız. Kimine göre eline hiç silah almamış (!), kimine göre romantik ve isyankâr bir devrimci, kimine göre Türkiye’nin “Che Guevera”sı, kimine göre ise profesyonel bir ihtilalci… İşin içine son günlerde yazılan kitaplar ve bir de dizi film girince “Denizlerin” suçsuzluğu, boşuna asıldıkları, mahkeme heyetinin bile üzüldüğü, aslında mahkeme heyetine karşı biraz efendi davransalar idam edilmeyecekleri gerçeği (!) birer birer ortaya çıktı! İbrişim kuşağı kadar meşhur olmasa da 68 kuşağı ve o dönem yaşananların 40.yılı münasebetiyle özel tartışma programları hazırlanmış, “Denizlerin” ağabeyi, arkadaşları vs. televizyonlarda boy göstererek bu kampanyadaki yerlerini aldılar. Yapılan gri propagandadan etkilenen bazı “ülkücü” liderler bile kendilerini kolay kolay çıkarılmadıkları televizyon ekranlarında bulmuş ve “Denizleri” aklama yarışına istemeden (!) ve farkında olmadan katılmışlardır. Bunun arkası “Denizlere” iade-i itibar isteklerine kadar gider de kimsenin haberi olmaz. Dahası bu 68 kuşağının yaptığı her şey kutsanır haberiniz olsun. Belki Ruhi Kılıçkıran, Yusuf İmamoğlu, Dursun Önkuzu, Süleyman Özmen ve diğer şehitlerimizin katilleri bile aklanır… Aslında bu yazıyı yazmayacaktım. Zaten bu kişiler ve bu dönem hakkında yeri gelince yazıyorum. Fakat özellikle gençler arasında bu kişiler hakkında bir “yanlış” anlaşılma olduğunu gördüm. Dahası bu “yanlış” anlaşılmadan ne yazık ki “ülkücüler” de nasibini almıştı. Bazı ülkücüler “Denizleri” savunmaya başlamıştı bile. Üstelik “bizi de kullandılar, onları da…” diyerek… Sanki o dönemlerde büyük Atatürk’ün de dediği gibi “Türklük âleminin en büyük düşmanı komünizm” değildi… Bu dönemin en meşhur ismi hiç şüphesiz Deniz Gezmiş’tir. Deniz gezmiş aslen Rizelidir. Sülalesi yıllar önce Erzurum’a göçmüş, Deniz Gezmiş ise babasının işi gereği bulundukları Ayaş’da (Ankara) doğmuştur. Lise yıllarında Marksist-Leninist fikirlerle tanışır ve bu fikirlerin yılmaz savunucusu olur. O yıllarda söylemeye başladığı “yaşasın Marksizm-Leninizm” sloganını ölürken bile ağzından düşürmemiştir. Deniz Gezmiş 1969 yılında Filistin’deki El Fetih gerilla kamplarına gider. Burası bir izcilik kampı değildi. Burada adam öldürme, yaralama, sabotaj, suikast, bomba yapımı gibi korkunç şeyler öğretiliyordu. Deniz Gezmiş de iyi bir öğrenci idi. Hatta Türkiye’ye dönünce bu konuda eğitmenlik bile yapmıştı. “Denizler” Filistin’de eğitim görüp Türkiye’ye gelmişler ve bugün PKK’nın yaptığı gibi kanlı terör faaliyetleri yürütmek istemişlerdir. Deniz Gezmiş Filistin’den Türkiye’ye döndükten sonra ODTÜ’yü kendisine üs olarak seçmiş ve diğer terörist arkadaşlarıyla burada kandırdıkları gençlere terör dersi vermiştir. Hem teorik hem de pratik eğitim alan Deniz Gezmiş gerilla kamplarında öğrendiği adam öldürme, sabotaj, suikast ve diğer terör çeşitlerini ODTÜ arazisi içinde arkadaşlarına da öğretmiştir. Beynelmilel komünizmin etkisinde kalarak kandırılan Deniz Gezmiş ve arkadaşları Türkiye cumhuriyeti devletine olan isyanlarını “Türkiye Amerikan emperyalizminin sermaye, askerî kontrol ve kısmen işgali altındadır”[1] sözleriyle dile getiriyorlardı. Siyasal iktidarı ele geçirmek için “politikleşmiş askerî güç” kullanılması taraftarı olan bu grup aynı zamanda, Türkiye’deki bütün olumsuzlukların sorumlusu olan siyasal iktidarlara karşı legal ve demokratik yollarla mücadele yolunun kapandığını iddia ederek silaha sarılmışlardır. Deniz Gezmiş ve arkadaşları, uğruna öldükleri Marksist-Leninist düzeni kurmak için silahlı profesyonellerden oluşan bir örgüte ihtiyaç duymaktaydılar. Bu işi kendisi gibi Filistin El-Fetih gerillâ kamplarında eğitim gören Yusuf Aslan, Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan, Hüseyin İnan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Nahit Töre tarafından kurulan THKO yapacaktır. THKO diğer Marksist-Leninist ihtilâlci sol örgütlerden farklı olarak, bir lider belirlememiş, liderin terörist eylemler esnasında kendiliğinden ortaya çıkmasını benimsemiştir. Kararların ortaklaşa alınmasını ve ortaklaşa uygulanması esasını kabul etmiştir. Şehir ve kır eşkıyalığını aynı anda benimseyerek bir arada yürüten THKO’nun şehirlerde banka soyma, fidye istemek için adam kaçırma gibi eylemleri “Deniz Gezmiş tarafından planlanıyordu.” [2] Deniz Gezmiş tarafından planlanan bu hırsızlık olaylarından elde edilecek paralar Nurhak dağları başta olmak üzere kırsaldaki eşkıyaya gönderilecekti. “Denizlerin” en takdir (!) edilen özellikleri “emperyalizme” (!) karşı olmalarıdır(!). ABD emperyalizmine düşman ancak Marksizm-Leninizm, Sosyalizm ve Komünizme (Rus ve Çin emperyalizmine) dost olmak, emperyalizme düşman olmak anlamına gelmez. Deniz Gezmiş lise yıllarından sonra bir an bile olsun ağzından düşürmediği “kahrolsun ABD emperyalizmi” sloganını “ne ABD, ne Rusya, ne Çin, her şey milliyetçi Türkiye için” sloganı ile taçlandırılabilirdi. Fakat bunu yapma***** “yaşasın Marksizm-Leninizm, yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği…” diyerek son nefeslerini verdiler. Oysa o dönemin en acımasız emperyalist devletleri ABD’yle birlikte Rusya ve Çin’den başkası değildi. “Türk ve Kürt halklarının” kardeşliğinden dem vuran ve aslında belki de bugünkü bölücülerin temel sloganı sayılan sözleri söyleyen, ABD emperyalizmi altında inim inim inlediğini iddia ettiği Vietnam, Küba, Kore, Kamboçya vs. için ağıtlar yakıp, Rusya ve Çin’i görmezden gelenler böyle yaparak emperyalizme düşman olunmayacağını bilmeliydiler. Eğer bugün kahraman yapılmaya çalışılan “Denizler” o yıllarda insanlık tarihinin gördüğü en barbar, en vahşi, en korkunç, en kanlı, en hayvansal vs. rejimi altında katledilen “esir Türkleri” de savunabilseydi, işte belki o zaman “Denizler” için antiemperyalist düşüncelerin yılmaz savunucularıydı denilebilirdi. Komünizm altında can çekişen Azerbaycan, Kırım, Kazak, Kırgız, Özbek ve tüm Asya Türkleri ile Irak ve Suriye gibi güdümlü ülkelerdeki Türk varlığı ağızlara alınmazken, ülkücüler bunları dile getiriyor ve “Denizler” tarafından “Faşistlikle” suçlanıyorlardı. Çin esareti altında “Çin işkencelerinin” en ölümcülleriyle tanışan Uygur Türkleri yok sayılırken, Sincan Özerk Bölgesi değil “Doğu Türkistan” dediğimizde yine bu kesim tarafından saldırılara uğruyorduk. Hadi bütün bunları geçelim, oralar uzak, “Denizlerin” siyasi ufku oraları anlamaya yetmezdi diyelim. Peki, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının en önemli eylemlerinden biri olarak kabul edilen ve 30 Ekim 1968′de Samsun’dan başlatılan “2.Milli Kurtuluş Savaşı” adlı yürüyüşte meydana gelenlere ne diyeceğiz? Samsun’da Atatürk anıtına çelenk konulması ile başlayan bu yürüyüş 10 Kasım’da Anıtkabir’de sona erecekti. Yürüyüş güzergâhı olarak Atatürk’ün kurtuluş savaşında izlediği yol seçilmişti. Yürüyüşe 22 öğrenci ile 2 işçi katılıyordu. Yürüyüş planlandığı gibi başlamıştı. Eylemciler hiçbir problemle karşılaşmadan Havza’ya kadar gelmişlerdi. Ancak Havza’da dinlenmek için verdikleri molada aralarında bir tartışma çıkıyordu. “Yürüyüşün geri kalan kısmında Türk bayrağı ile mi yoksa bayraksız mı devam edileceği” konusunda çıkan tartışmada antiemperyalist (!), Türkiye sevdalısı (!), Atatürkçü (!) Deniz Gezmiş’in dediği olmuş ve Türk bayrağı yürüyüşten çıkarılmıştı. [3] İşte size bir “asker kaçağı” [4] da olan antiemperyalist Deniz Gezmiş! Emperyalizme karşı kazandığımız hürriyetimizin sembolü olan bayrağımıza bile tahammülü yok! Deniz Gezmiş’in Türk bayrağına karşı takındığı tavır yürüyüşçülerden bir kaçının tepki olarak yürüyüşü terk etmesine neden olmuş ancak yürüyüş buna rağmen devam etmiştir. Bazı yazarlar bu konuda ayrıntıya girmeden (belki de bu bayrak hazımsızlarını korumak ve deşifre etmemek için) “yürüyüşü düzenleyen örgütler arasında anlaşmazlıklar çıktı” [5] diyerek olayı örtbas etmişlerdir. “Denizlerin” bayrağımıza karşı takındıkları bu çirkin tutumu dile getirenler, bunları aklamaya çalışanlarca tepkiyle karşılanmış, reddedilmiştir. Hatta bazıları o yürüyüşte Deniz Gezmiş’in Türk bayrağı ile çekilmiş fotoğrafları olduğunu iddia etmiştir. Eğer bu doğruysa büyük bir ihtimalle yürüyüşün Havza’ya kadar olan kısmında çekilmiştir. Deniz Gezmiş ve arkadaşları kaçınılmaz sonlarına doğru hızla yol alırken onları ipe götürecek eylemlerden birini de dava arkadaşlarından Mahir Çayan ve ekibi gerçekleştiriyordu. Emperyalizme (sadece ABD emperyalizmine) düşman Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının İş bankası Emek (Ankara) şubesini soymaları THKP-C ve Mahir Çayan’a ilham kaynağı olmuştur. Bundan cesaret ve ilham alan Mahir Çayan ve arkadaşları da hemen bir çalışma yaparak soyabilecekleri korumasız bir banka aramaya koyulurlar. Aranan banka Ziraat Bankası Küçükesat (Ankara) şubesi idi. Yapılan plan gereği bu soygunu Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir ve özellikle Hüdai Arıkan’dan oluşan terör grubu gerçekleştirecekti. Bu soygunda Deniz Gezmiş’e benzemesi sebebi ile özellikle Hüdai Arıkan yer almıştır. Soygun saatini unutan (!) Mahir Çayan’ın katılmadığı bu eylem başarıyla tamamlanmış ve ertesi günkü gazetelere soyguncuların kimlikleri (!) açık seçik yansımıştı. Banka görevlilerinin ifadelerine göre vezneden parayı alan uzun boylu kişinin Deniz Gezmiş olduğu iddia ediliyordu. Böylece gazetelere yansıdığı kadarıyla soygun Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının üzerine kalıyordu. Bu soygundan sonra üzerlerindeki baskıyı azaltmak ve dikkatleri başka tarafa çekmek isteyen Mahir Çayan ve ona bağlı olan terör grubu bu amacına ulaşmış ve boyu posu Deniz Gezmiş’e benzeyen Hüdai Arıkan sayesinde bu soygunu Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yaptığına herkes inanmıştı. Böylece bir devrimci (!) yaptığı hırsızlığı bir başka devrimcinin (!) üzerine atarak arkadaşının ipe bir adım daha yaklaşmasına sebep oluyorlardı. Bu durum her iki taraf için de kötü bir durumdur. Yapan ve başkasının üzerine atan grup yani Çayan ve arkadaşları, yaptıkları eylemleri sahiplenecek cesaretten yoksun kişilerdir. Deniz Gezmiş ve arkadaşları ise yapmadıkları eylemleri sahiplenerek sahte kahramanlık elde etmişlerdir. Ancak Mahir Çayan ve çetesinin Deniz Gezmiş’in idam edilmesine katkı sağladığı bir gerçektir. Yıllardır devleti ve başka odakları bu idamlarla ilgili olarak sürekli suçlayan ve baskı altında tutan çevreler artık çok sevdikleri (!) Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın katillerini Mahir Çayan ve çetesi içinde aramalıdırlar. Bu konuda Necmettin Hacıeminoğlu bakın neler söylüyor: “Ulaştırma bakanı Seyfi Öztürk İ.Ü. Fen Fakültesinde bir konuşma yaparken Deniz Gezmiş ve arkadaşları tarafından yuhalanır ve hakaret edilir. Olay mahkemeye intikal eder. Ancak bu çocuklar beraat eder. Suç işlenen yer üniversite, suç işleyenler de öğrenci olduğu için üniversite idaresinin ceza vermesi gerekirdi. O da olmadı. Aksine bir kısım öğretim üyesi ve basın mensubu Deniz Gezmiş’i alkışladı. Daha sonra, İ.Ü.Hukuk Fakültesi Dekanı Orhan Aldıkaçtı’ya makamında tabanca çeken Deniz Gezmiş polisler tarafından suçüstü yakalanmasına rağmen mahkemede beraat ettirildi. Böylece Deniz gazete sütunlarındaki şöhretli yerini alıyor, bazı öğretim üyeleri ondan Denizciğim diye bahsediyorlardı. Bir başka sefer Deniz, Yıldız’da dürbünlü tüfekle yakalandı. Fakat bu suçtan da ceza almadan kurtuldu. Ankara’da ÖDTÜ’de karargâh kurdu. Rektör Erdal ile senli benli arkadaş oldu… Artık yüksek tirajlı gazetelerde boy boy fotoğrafları çıkıyordu… Sosyete kadınları ona âşık olmaya başlamıştı. Binlerce insan Deniz Gezmiş bu gece de bizim evde saklansa diye iç geçiriyordu. Nitekim arandığı zamanlarda geceleri ünlülerin evinde kalıyordu. Bir kısım 12 Martta tutuklanan nice profesör, politikacı, artist ve subay Deniz’i devletin güçlerine karşı aylarca saklamıştı… Şimdi anlaşıldı mı Deniz’in katilleri.”[6] Deniz Gezmiş o dönemde kendisine gösterilen sahte sevgi ile coşuyor, coştukça şımarıyor ve fevri hareket ediyordu. Marksist-Leninist ideolojinin tek sözcüsü gibiydi. Kendisi gibi öne çıkanlardan hiç hoşlanmıyordu. Bunlar arasında TİKKO’nun kurucusu İbrahim Kaypakkaya da bulunuyordu. Deniz Gezmiş ile İbrahim Kaypakkaya arasında yaşanan ve bu iki gruba bağlı militanların birbirlerinden nefret etmelerine de neden olan bu olay şöyle gelişmişti. İbrahim Kaypakkaya, Çapa Yüksek Öğretmen Okulunda meydana gelen bir olay nedeniyle tutuklanarak Sağmalcılar Cezaevine konur. Deniz Gezmiş de aynı cezaevinde tutukludur. Deniz, Öğrenci hareketleri nedeniyle cezaevine gelen gençlerle sabahları spor, akşamları ise teorik eğitim yapmaktadır. Deniz 1.91 boyunda, İbo ise ondan daha küçüktür. İbrahim Kaypakkaya Fikirlerini belirtir. Fikirlerini belirttiği için karşı taraf rahatsızlıkla karşılar ve uyarı yapar. Uyarılara aldırmaz ve bir kaç kez aynı şekilde Fikirlerini belirtir. Vural Yıldırımoğlu, İbo’nun yanına gelerek, “Bak bunlar dev gibi, bunlarla tartışma. Eşit değilsiniz”, der. Devamında Deniz ile İbrahim, “Sosyal emperyalizm konusunda tartışmaya girer. Deniz, “Sosyalizme soldan ihanet ediyorsunuz”, der. İbo, “Sosyal emperyalizmi sosyalizm olarak gösterenlerdir sosyalizme asıl ihanet edenler”, deyince, Deniz, sinirlenip İbo’ya bir yumruk atar. Bir başka olay ise Deniz Gezmiş ve Perinçek grubu arasında yaşanır. Olay 5 Haziran 1970′de meydana gelir. PDA yandaşlarının yayım ve tutumlarından hoşlanmayan Deniz Gezmiş, PDA’nın İstanbul’daki bürosunu basarak “devrimci şiddet” uygular. Bunun üzerine PDA bir bildiri yayımla***** Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını ağır bir dille eleştirir: “Demokratik güçlerin birbirine karşı zor kullanmasını hiçbir gerekçe ile doğru göremeyiz. Halk içindeki çelişmeleri zorbalıkla çözmeye çabalamak devrimci bir davranış olamaz. Hele bu yolda kullanılan kaba kuvveti ‘devrimci şiddet’ olarak nitelemek, devrimci şiddet kavramını yozlaştırmak ve ona işçi sınıfı düşmanlarının istediği anlamı vermek olur.” Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile Doğu Perinçek ve arkadaşları arasındaki bu husumet “Denizlerin” idamlarına kadar sürer. Hatta “Denizleri” kurtarmak ve idamı engellemek için tüm örgütler seferber olurken Doğu Perinçek ve arkadaşları idamları umursamaz tavırlarla 23 Mart 1971 tarihinde “Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş arkadaşlara Açık Mektup” yazarak onların yaptıklarının ne kadar kötü olduğunu kamuoyuna duyuruyordu. Açık mektupta “(…) Halkla sağlam devrimci bağları olmayan, halk içinde erimeyen bir grup insan, ne kadar çok ve modern silahlara sahip olursa olsun, ne kadar kişisel kahramanlık vasıfları taşırsa taşısın devrim yolunda ilerleyemez. Devrimci gençliğin içinde ve önünde yiğitçe savaştınız, halkımıza hizmet ettiniz. Bütün devrimciler gibi, hatalar yaptınız. Son birkaç ay yaptığınız işler ise, büyük hatalar taşımaktadır” denilerek yoğun bir eleştiri yağmuruna tutulmuşlardır. Yazılacak daha çok şey var… Bir devir anlatılırken yanlı davranışlardan kaçınmalı ve gerçekçi olunmaya gayret edilmelidir. Hele hele bunu yaparken “ülkücüleri” karalamak ve “yaşasın Marksizm-Leninizm” diye son nefesini verenleri antiemperyalist ilan etmek akıllara ziyandır. Bu dönemin ülkücü mücadelesi film olursa eminim ki birçok kahraman çıkacaktır. Ama kimse “Denizlerden” bir kahraman çıkarmaya kalkmasın… Çünkü değiller! Birol CEVİZOĞLU 2008, Ankara
______________________ Eller Yorgun..Yürek Yorgun..Kalem Yorgun...
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
ρнєησмєηα
|
"Deniz"ler eline silah almıştır doğrudur, ama hiçbir zaman ne bir Türk askeri ne de bir Türk polisi öldürmemişlerdir... Ayrıca bu nadide insanları PKK ile karşılaştırmak acınılacak bir durumdur. Çünkü Deniz ve arkadaşlarının tek isteği "Tam Bağımsız Türkiye" dir. PKK gibi hiçbir bölücü eylem yapmamışlardır, aksine bütünleştirici azınlıkların kardeşçe yaşayacağı bir toplumun özlemini çekmişlerdir. Kaldı ki son nefesinde söylediği "Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Kardeşliği" sözü bile bu yazıda bölücü bir söz olarak gösterilmeye çalışılmıştır. PES! Yaptıkları her hareket doğru mudur? Elbetteki değildir. Fakat hiçbir zaman kişisel çıkarları için değil vatanları için çabalamışlardır. Zamanında Amerika tehlikesini görmüş, buna şiddetle karşı çıkmışlardır, ama kapitalizme çanak tutan faşist görüşler yüzünden bu isteklerini gerçekleştirememişlerdir. Şu anda Amerika'nın üzerimizde etkisi, o zamanki bu hareketleri engelleyen faşist düşünceler ve faşistler yüzündendir. Gelgelelim bu yazar gibi "Deniz"leri eleştiren aşırı milliyetçi kişiler sütten çıkmış ak kaşık mıdır ? Solcu öğrencileri kaçıp öldürenler, okullarda el bombalı eylemler yapanlar bunlardır. Ama yazar dürüst olup biz de böyle yaptık diyemiyor. Ayrıca devletin içine de sızmışlardır. Polisin sorgudaki solcu öğrencileri yaptıkları işkencelerden herkesin az çok bilgisi vardır. Bir kaç tane örnek verelim: Yusuf Arslan sorgudayken hayalarına elektrik kabloları bağlayıp, elektrik vermek. Solcu kız öğrencilerin saçlarını kökünden koparmak, içeri aldıkları çoğu solcu kızlara tecavüz etmek... gibi daha bir çok insanlıktan nasibini almamış eylemler... Böyle yıllar sonra da gerçekleri açığa çıkaran şeyler gündeme gelince yazaramız da çıkmış hede - hödö yazmış, pes yahu pes.
______________________ ....Eskiden iyi gunlerimiz dostlarımız vardı....
....Yüzümüze gülen çoktu gözyaşı bize kaldı.... ....Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler.... ....Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize.... ....Geçer bu zor günlerde.... ....ALDIRMA ALDIRMA!.... ....Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik.... ....Yalanmış sözler aldırma.... Konu fastboy tarafından (07-24-2008 Saat 00:36 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
|birçocuğunbüyüklüğü|
|
Kurgu hataları göze çarpıyor. Yazar üzerinde çalışmalı. Misal PKK sosu için bu kadar zorlanmamalı. Elimizde daha güzeli var: Ergenekon! Ha bir de şu var: Paşam, siz üç maymunculuktan sıkılmadınız mı hâlâ? Yahut: "Bu dönemin ülkücü mücadelesi film olursa..." Biz o filmi yıllardır izliyoruz! Bir dönemi komunist/ülkücü parodisine çevrimeniz izin yok artık beyler! Kendinize gelin!
______________________ - "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi |
|
|
|
|
#5 (permalink) | |
|
Grandeur Of Darkness
|
Alıntı:
![]() ![]()
______________________ GOOD ~ EVIL
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) | |
|
can sızıntısı
|
Alıntı:
2.işkenceyi 2 tarafta yaşamış erkeklik organlarına elektrik verilip zevk alsınlar die ..ötüne cop sokulan insanları unutmadık!devletin içine dediğin gibi sızsaydılar ifadelerini kendilerine işkence eden o kişiler tarafından imzalamak zorunda kalmazdılar! 3.amerika emprelylizmine karşı olmalarına rağmen rus emperyalizmne karşı değildiler bizzat düşünce sisteminle harket ediyorlardı! 4.ağacın altında namaz kılan o genç delikanlıyı öldüren polisi jandarmaya kurşun sıkan ben değildim! ve son olarak ben bu yazıyı milliyetçileri savunmak için koymadın şu sıralar kendine kahraman arayan ve bu adamı örnek alıp ona ilgi duyan arkadaşlar için koydum kahraman arayan 1923 baksın çanakkale cephesine baksın görüceklerdir asıl kahramanları....
______________________ Eller Yorgun..Yürek Yorgun..Kalem Yorgun...
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
ρнєησмєηα
|
1.Tutanaklara geçirenler işlerine göre geçirmişlerdir, çünkü onlar da aynı faşist düşüncelere sahip, devletin içine sızan şahıslardır. 2. Zamamın Polisinin, MİTin ülkücü düşünce ağlarıyla sarıldığı su götürmez bir gerçektir. 3. Rus emperyalizmi diye bir şey yoktur, sorun Rusyanın salt metaryalist, amerikalıların muhafazakar görülmesidir. Bir gerçeği kabul etmek gerekirse zamanında Ülkücüler Amerkincadır, Sosyalistler Ruscudur. Bu da bal gibi bilinen bir gerçektir. 4. Yineliyorum hiçbir zaman ne polis , ne de asker öldürmemişlerdir.
______________________ ....Eskiden iyi gunlerimiz dostlarımız vardı....
....Yüzümüze gülen çoktu gözyaşı bize kaldı.... ....Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler.... ....Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize.... ....Geçer bu zor günlerde.... ....ALDIRMA ALDIRMA!.... ....Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik.... ....Yalanmış sözler aldırma.... |
|
|
|
|
#8 (permalink) | |
|
|birçocuğunbüyüklüğü|
|
Alıntı:
Ya Emir kısaca yazarın, Bir devir anlatılırken yanlı davranışlardan kaçınmalı ve gerçekçi olunmaya gayret edilmelidir. , cümlesine katılıyoruz! Yazar katılamıyor ama, işi çıkmış! Ya da şöyle diyelim: Denizler şehir efsanesinden nemalanmayan var mı hacım? Al sana bir örnek daha! Ya da şu da var elimizde: Ülkücü kesimin devletle (artık sığ mıdır derin midir, adını sen koy) uzatmalı ilişkisi! Not: Yazarımız o kesimden olduğundan onun altını çizdim. Yoksam ki iş derin olunca içine neler girer hepimiz biliyoruz, kandırmayalım birbirimizi, şurda yüz yüze bakıyoruz. Emir sen yazıyı oku bence. Ayrıca Fastboy ve Sultan arnıza giriyorum ama, devlet yapılanmasını tartıştığınızın farkında mısınız? Devlet tartıştırmaz! O öyle şeyleri sevmez!
______________________ - "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi Konu barkod tarafından (07-24-2008 Saat 01:17 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) | |
|
can sızıntısı
|
Alıntı:
o silahları süs diye gezdiriyolarmış zaten. ![]() konu altındaki son mesajım yani son kez yorum yapıyorum konuyu sadece arkadaşların okuyup yprum yapmaları düşünmeleri için açtım ve fastboy senin düşünclerini değiştiremem öle de bi amacım yok zaten ki bu sağ sol kavgasına onlar bunlar olayına ülke olarak kendimizi yedik bitirdik ve hala yiyoruz!farkında değiliz maalesef... hayatını kaybeden herkes bizim kardeşimiz acı çeken her anne bizim annemizdir.. inş. o günleri bi daha görmez bu topraklar...
______________________ Eller Yorgun..Yürek Yorgun..Kalem Yorgun...
Konu sultan tarafından (07-24-2008 Saat 01:28 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|