|
||||||||||||||||||||||
|
|||||||
|
Kayıt ol | Resim Upload | Üye Listesi | Forumera Posta Kutusu | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Köşe Yazıları / Makaleler Başkaları tarafından yazılmış köşe yazılarını burada paylaşabilirsiniz.Makale,düz yazı... |
| Etiketler: ata, atlamak |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
|birçocuğunbüyüklüğü|
|
Ata ata atlamak Çağdaş Türk Düşüncesi... Çağdaş İslâm Düşüncesi... Çağdaş Türk-İslâm Düşüncesi... Tek başına kullanılsa bile bu terkiblerde geçen 'Türk'ün 'İslâm'ı içerdiği, 'İslâm'ın ise 'Türk'ü kapsadığı çok açık. "Türk-İslâm" veya "İslâm-Türk" tamlamalarına gelince, bunlar da işbu içlem-kaplam vurgusunu belirgin kılmaya matuf teşebbüslerden addedilmeli. Bir düşünme biçiminin önüne iliştirilen bu tür niteliklerin gerçekten de o düşünme'ye 'biçim'ini verip vermedikleri, başka bir deyişle düşünme'nin böylesi niteliklerle biçimlenip biçimlenmediği pekâlâ sorgu konusu yapılabilir; hatta Çağdaş'lığın, Türk'lüğün, İslâm'lığın bu topraklarda varolma mücadelesi veren düşünme tarz(lar)ıyla irtibatlarının sıhhati ve derinliği elbette tartışılabilir. Düşünmeli değil mi: acaba bizler "çağdaş olmayan", yani bugünü 'önceleyen', bugünü 'hazırlayan', 'besleyen' bir düşünme biçiminin varlığından ne kadar haberdarız? Böyle bir biçim'in kendine özgü hususiyetlerine ne kadar vâkıfız? Bu soru, ne yazık ki hâlâ, muhatablarına, tahammül edilemez bir şımarıklıkla dudak büktürüyor veya boyun eğdirip onları susturuyor. Bu toprakların insanı, hakikaten düşünüyor, düşünmenin hakkını veriyor mu? Bu toprakların insanı, düşünme çabasını önceleyen, hazırlayan, besleyen zemînin dünden bugüne izini sürebiliyor mu? Bu toprakların insanı, bu topraklarda gerçekleşen düşünme teşebbüslerinin tarihini ciddiye alıyor mu? Bu sahadaki faaliyetlerin keyfiyetinden, bilhassa seviyesinden kat'-ı nazarla yukarıdaki sorulara iyimser cevaplar verilebilir; hiç değilse bazı kıpırtıların varlığından söz edilebilir; lâkin hakikatte devamı, devamcısı ol(a)madığımız bir geleneğe sözde aidiyet iddialarımızın ne ehemmiyeti var; hem de içinden değil, dışından seyrettiğimiz bir geleneğe? Kindî, Fârâbî, İbn Sina, Gazâlî, İbn Rüşd, İbn Arabî, İbn Haldun vb. İslâm düşünürlerinin eserleri, hiç de azımsanamayacak ölçüde ve üstelik bazıları iki-üç kez olmak üzere Türkçe'ye çevrildi ve bu çeviri faaliyeti hâlâ sürüyor. Bu faaliyetin yanısıra muhtelif inceleme ve araştırmalar, akademik çalışmalar yayımlandı, yayımlanıyor da. Ne var ki bu çabalar bir türlü verimli olmuyor; hem de bu sahanın sadece meraklıları değil, ilgilileri üzerinde dahî arzu edilen seviyede bir tesirin âsârını bırakmıyor. Hiç kuşkusuz ki bu verimsizliğin burada tafsiline imkân bulamayacağımız sayıda birçok sebebi var. Biz sadece bir tanesine işaret edelim: "tarihi atlayarak okumak." Tarihi 'atlayarak', yani ihmal ederek okumaktan, tarihi bütünüyle küçümsemekten değil; bilâkis tarihi "atlaya atlaya" okumaktan, başka bir deyişle, sıçramalar yapmak suretiyle tarihe başvurmaktan, aklımız sıra gelişigüzel seçmeler yaparak tarihi yardıma çağırmaktan söz ediyoruz. Bu zavallılığın en büyük delili: Selçuklu ve Osmanlı dönemi düşünce faaliyetlerini, bu faaliyetlere damgasını basmış düşünce adamlarını ıskalayarak sözümona bir "düşünce tarihi" inşâ edebileceğimizi sanmaktır. Meselâ Fahr'ur-Razî, Tûsî, Urmevî, Ebherî, Kadı Mir, Lârî, Mübarek Şah, Adudiddin el-İcî, Seyyid Şerif, Taftazanî, Kutbuddin er-Razî (Tahtanî) ve sayfalarca yazsak isimlerini sıralamaya güç yetiremeyeceğimiz düşünürleri, acaba ne kadar tanıyor veya tanıtabiliyoruz? Bu zevatın eserleriyle ne kadar derinden temas edebiliyor; başardıkları işlerin, çıktıkları zirvelerin hakkını ne kadar verebiliyoruz? Türkiye'de geleneksel eğitim sistemi neredeyse tamamiyle sona erdi. Bu yüzden bu eğitim sisteminin ürettiği metinlerle yakından temas kuracak durumda değiliz. Ne yazık ki akademisyenlerimiz de bir düşünce tarihinin ihtiyaç duyacağı kadarıyla bile bu isimleri kucaklamaktan, yazdıkları metinlere, dolayısıyla şerh ve haşiyelerine nüfuz etmekten âciz. Çünkü tahsil-i ilimde takip etmek zorunda kaldıkları yöntem, metinlere içeriden değil, dışarıdan bakmalarına yol açıyor; onlar da mensubiyet iddiasında bulundukları ilim-irfan geleneğine (kötümser bir ifadeyle) Süleymaniye Camii'ni gezen bir turist şaşkınlığıyla yaklaşıyorlar; (iyimser bir ifadeyle) Süleymaniye Camii'ni gezdiren bir turist rehberi bilgiçliğiyle... Peki ne yapmalı o hâlde? Arasıra gidip Süleymaniye Camii'nde namaz kılmak yetmez; gidip bir sütunun dibine usulca çökmeli ve ilm u hikmet'in kokusunu ciğerlerimize çekinceye değin orada kalıp o sütunları ayakta tutanın ne olduğunu bulmalı! Dücane Cündioğlu 12/05/2007 Yenişafak Gazetesi
______________________ - "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi |
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|