|
||||||||||||||||||||||
|
|||||||
|
Kayıt ol | Resim Upload | Üye Listesi | Forumera Posta Kutusu | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Köşe Yazıları / Makaleler Başkaları tarafından yazılmış köşe yazılarını burada paylaşabilirsiniz.Makale,düz yazı... |
| Etiketler: 1999, baba, desifre, etti, haziran, medyasini, muslum, turk |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Medulla Spinalis
|
Birkaç hafta önce Okan Bayülgen, Zaga'da Müslüm Gürses'i konuk ediyor; ardından da Müslüm Baba'nın filmlerindeki kara mizahı masaya yatırıyordu. Filmlerinden birinde, Gürses, fena halde gülünecek bomba gibi bir laf ediyordu: "-Kavgaya da, adam öldürmeye de hazırım; ama asla cinayet işleyemem!" Müslüm Baba, ezile büzüle yaptığı savunmasında bunun acemilik döneminde çekilmiş bir film olduğunu, ayrıca Türk filmlerinde bu tür hataların normal sayılması gerektiğini falan söyledi. Ardından daha gür bir sesle "Bu, yönetmenin hakimiyetsizliği.." cümlesini sarf ederek, rahatladı! Bir sonraki Müslüm Baba filminde ise, onun annesi rolünü oynayan Muhterem Nur -gerçek hayatta eşidir- Gürses'i kapıda karşılıyordu. Kamera, Muhterem Hanım'ı, arkadan başındaki tülbentten sarkan saçlarına zum yaparak gösterirken, saçların normal renginde -kahverengi- olduğu görülüyor; bir iki saniye sonra ise Nur'un saçlarının ön kısmının tamamen kırlaşmış olduğu fark ediliyordu! Müslüm Baba, kahkahalar gırla giderken, kızarmak yerine, gayet kendinden emin biçimde cevabı yapıştırdı: "Bu da yönetmenin şeyi... kabahati!.." Gürses, bir hamle daha yaptı, kara mizaha son ama en gerçekçi noktayı koydu: "Biliyorsunuz, ben aktör değilim!" * * * Müslüm Baba örnek olayı; bana başka bir meslek dalını, dahası artık aramızda bulunmayan bir mesleği, yani rahmetli Türk medyasının durumunu çağrıştırıyor! Türkiye'nin siyasi ve ekonomik düzeni demokratikleşmedikçe de, Necip -Hablemitoğlu aradan çık- Türk Medyası, asla Phoenix kuşu benzeri bir biçimde dünyamıza geri dönemeyecek... Basın meslek ilkeleri, basın ahlakı gibi evrensel normlar; bu ülkede, medya hakkındaki kitapların içinde tutuklu kaldı! Bu normlar Türk medyası için taşınması mümkün olmayan yüklerdir! 90'lara gelene kadar güç bela atılabilen demokratik adımlar son birkaç yılda un ufak edilirken, medya da kendisine biçilen rol gereği 'Kurulu Düzen'le uyumlu hale getirildi. Medya üst düzeyi, "bu uyumlu hale getirilme" sürecine itiraz etmek şöyle dursun; birdenbire yükselen maddi ve manevi statülerine paralel olarak bu resmi görevin üzerine neredeyse atladılar. Bir sabah, bütün ahlaki meslek ilkelerinden arınmış olarak uyandılar. Sonra da yeni statülerinin hem meşrutiyetini, hem de "meşruiyetini" ilan ettiler. Böylelikle basın sektörünün taşıması gereken bütün evrensel değerler ile bunları kelaynaklar gibi yaşatmaya çalışanlar birdenbire "gayrımeşru" kabul edildiler: Çünkü onların egemenlerle uyum sorunu vardı. İşte böyle bir yapıda, medyanın işlevi eski alışkanlıklardan yola çıkarak "dördüncü kuvvet" falan diye izah edilemez. Çünkü, bugünkü yapıda diğer üç 'erk'in medyanın bombardımana dayalı potansiyel gücü karşısında lafı bile olamaz. Olamıyor da! On yıl kadar önce basında tekelleşmenin sakıncaları falan anlatılırdı. Bu tekelleşme, son yıllarda doğasından gelen zararlarının çok ötesinde, gitti, "uyumlu olma ihtiyacı yüzünden" kendisine biçilen rolün kucağına oturdu. Böyle bir düzenekte; linçler, yargısız infazlar, kendisini yargının yerine koyup kelle istemeler vb. medyanın işlevleri haline geldi! Yargısız infaz tabiri ile medya kelimesi, bence bu saatten sonra "Eş Anlamlılar Sözlüğü'nde "tek yumurta ikizi" kontenjanıyla, birlikte yer almalılar. Cilalı İmaj Devri'nde yaşadığımıza göre, "yargısız infazlar"ın medya yoluyla yapılmasından daha doğal ne olabilirdi ki?! Kamuoyunun kanaati; dünyamıza siyasi mülahazalarla isabet ettirilen herhangi bir güncel konunun hukuki, sosyal ve teknik yönleri zerrece tartışılamadan, medya bombardımanı sayesinde oluşturulabiliyorsa, suçlanan kişiler hukuki süreç sonrasında beraat etse ne çıkar?! Özel Tv'lerin çoğalması, son üç yıla kadar demokratik çeşitliliği temsil ederken, şimdi tam tersine "Post TRT'leşme" sürecinde bulunuyoruz. Çünkü Neşe'nin uyum sorunu, pardon "uyum mahkumiyeti" var! "Uyum" yoksa ekmek de yok, oksijen de... En basitinden "Sistem, evrensel standartlar çerçevesinde baştan aşağı reform geçirmeli" dediğinizde otomatikman uyum sorununuz olduğuna karar veriliyor. İleri giderseniz Medya Mahkemesi, size hunhar cinayetlerinden birini, imzasını esirgemeksizin hediye ediyor. Üstelik, "Adam öldürebilirim ama asla cinayet işleyemem" gibi bir repliği ağzında keyifle geveleyerek... Çünkü, cebinde kapı gibi uyum belgesi var; sorgu ve sualden, otokritik gibi "lüzumsuz" hassasiyetlerden arınmış durumda... 'Ayağıma prangalar...' parçasını söylemek ise Müslüm Baba'nın yerine; ıssız bir adada onuruyla "uyum mahkumu" olmayı tercih eden ex- besteci Ergüder Yoldaş'a düşüyor. * * * Bitirirken, son derece muhtemel bir 'Geleceğe Dönüş' sahnesi: Gün gelir, 'Zaga 2999' adlı programda, tecrübeli ve popüler medya aktörlerinden birinin önüne eski filmlerini koyarlar... Adam, aynen Müslüm Baba gibi konuşur: "Bu da yönetmenin şeyi... kabahati.." Medyatör, sonunda da ağzındaki baklayı çıkarır: "Aslında biliyorsunuz ben aktör değilim: O filmde, yalnızca bir aktörü canlandırıyordum!" Tamer KORKMAZ & Zaman Gazetesi
______________________ |
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|