Geri git   Forumera >
Kayıt ol Resim Upload Üye Listesi Forumera Posta Kutusu Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Forumda kesinlikle program ve mp3 paylaşımı yasaktır !!
Bir bölümde günde 3 taneden fazla konu açmak yasaktır.

Forumerada reklam vermek için tıklayın
Bu alanda 468x60 reklam aylık 35 ytl! - Bu alanda 728x90 reklam aylık 50 ytl!


Köşe Yazıları / Makaleler Başkaları tarafından yazılmış köşe yazılarını burada paylaşabilirsiniz.Makale,düz yazı...

Etiketler: , , , ,

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06-08-2007, 15:50   #1 (permalink)
|birçocuğunbüyüklüğü|
 
barkod - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Yer: !..akşab nadıca kacaşalyap koy yeş rib
Üye No
43
Mesajlar
530
Forum Katkısı
7186
Forum Katkısı Puanı
715709
Derecesi
barkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond reputebarkod has a reputation beyond repute
Standart Cahit Zarifoğlu Hakkında Yaptığı Konuşma



Herkese merhaba...

Biliyorum bir şair söylediklerinden çok şiirindedir. Şiir üzerine söylenilen sözler kişiseldir ve zamanla hem eskiyebilir hem de tadil gerekebilir. Fakat ben yine bugünün anısına birkaç cümle sarfetmek niyetindeyim.

Şiiri hep bir varolma meselesi olarak gördüm.
Bu sebepten insanın dünyada bulunuşundaki mucizeyi dilden başka aydınlatacak bir değer tanımıyorum.
Her yeni şiir yazdığımda adeta yeniden yaratıldığımı duyarım.
Bu okuduğum her hakiki şiir karşısında da geçerlidir.
Ve dile dayalı bir sanat olarak şiir, bizim her an tekrarlanmakta olan varoluş döngümüze şair tarafından basılan mührün adıdır.
Çevremizde görüp görmediğimiz ne kadar fiziksel ve fizikötesi olgu ve gerçeklik varsa onları kavrayamadığımız, ruhlarına nüfuz edemediğimiz vakit derin bir cehaletin içindeyiz demektir.
Şiir ruhsal cehaletimizi, insani karanlığımızı aydınlatır. Eğer bu bir tür bilgi ise ölçülüp aktarılamayan ancak kendi özgüllüğüyle yaşanabilen bir bilgidir.
Dil büyük bir dünya olarak kelimelerden oluşur.
Kelime şiir yoluyla varlığı durmaksızın doğurur, onu besleyip onarır ve can verir. Ve varoluş, varlıklar ve onların çevresi bütünüyle aklın imkanlarıyla kuşatılamaz.
Akıl, kelimenin verileriyle sınırlar kendisini. Mantık gibi en azından kendisini sürekli frenleyen bir reflekse sahiptir.
Oysa, şiir, kelimenin verili imkanlarının ötesine geçer, akla elindeki kırbaçla yol gösterir ve onun üstünde sezdirme yoluyla hem varlığın özüne hem de insan gönlüne sınırsızca açılır.
Şairlerin özgünlüğü de buradadır. Onlar sebepsiz ve cüretkardırlar.
İnsanın içindeki ebedi dönüşüm iştiyakı, kendi giderilesi yabancılığı ancak şiirin yüceltici dokunuşu ile giderilir.
Şiiri kutsala yaklaştıran da budur. Kutsal da değişkenler içindeki sürekli olanı söylemez mi bize. Şiir her dilde, her devirde şairler vasıtasıyla insan olduğumuzu ve tek tek insanlığın bütün değerlerini taşıdığımızı hatırlatır.

Yaşadığım coğrafya, zaman ve ruhsal bağlarımı atlamaksızın duyarlıklarımın şiir katından sesleniyorum;
bireyler olarak kendi hakikatimizden koparıldık.
Hayretlerimiz, aşkımız, kadınlığımız, erkekliğimiz, bulunduğumuz yerle kurduğumuz maddi ve manevi bağlılıklarımız, kısacası varlık vahşice yok edildi. Üstelik biz, kakafonik bir tepkiciliğin kısır atmosferi içinde günlük hayatın mecburiyetlerinin mahkumlarıyız.

Bilirsiniz...
Kutsal kitaplarda insanlık ulu bir ağaca benzetilir.
Ve orada her insan aynı yüceliğin bir parçasıdır .
Hayat, bu bütünlükte,Tanrının insana vaadi değil bahşettiği bir armağandır.
Ve bu armağanın tacı dildir.
Aksi halde varlık nesneleşir ve bir alt kategoriye düşerdi ontolojik olarak.
İnsan dil ile soyut bir tasavvur olmaktan çıkıp özgür bir varlık halini alır. Ne var ki dilini yaşayamayan insanın özgürlüğü de elinden alınmış demektir.
İnsanın özgürlüğü kendi saflığına döndükçe mümkündür.
O yüzdendir ki şiir, dilin en saflaşmış hali olmalıdır.
Eğer şiir, başta ifade ettiğim varoluş çizgisinde saflık idealiyle yürüyecekse önce bu söylediklerime duyarlı olmalıydı.
Ve bu duyarlığı bizim şairimiz Türkçe'nin en yalın ve doyurucu gücüyle akıtmalı şiire. Şiir, bir kuş ekmeği yada bir bardak çay misali yalın bir gerçeklik kazanmalı bugünün insanının hayatında.İşte hayatın ışığı o zaman değişecektir diye düşünmüşümdür çokça.
Fakat çağdaş dünyanın yaratılıştaki saflığın mayasına yeltenerek insanı arada bıraktığını söylemeliyim.
Ve insan sözünü ettiğim o ulu ağaçtan döküldükçe hakikatini yitiriyor. Umutsuzluk büyüyor, kopuşun önüne geçilemiyor.
Bu bölünmüşlük, bu yarımlık, insanlığın büyük acısı olduğu kadar umududur bana göre.
Şiir bunu görebilir çünkü.

Şair konuştukça, dil, yani kurtuluş ışığı sürekli ışıyacak demektir.
Şair, bugünün dünyasında gerektiğince kulak kabartılmayan bir şahsiyet olarak görülebilir. Ona düşen bütün bunların farkındalığı içinde bir gelecek kurucusu şuuruyla dille olan irtibatını bütün yaratıcı yalınlığı içinde sürdürmek, sakince fakat ruh diriliğiyle ve sürekli bir yeni doğuş müjdesi getirerek yazmaktır.
Son kitabım Yarım Ağaçlar'ın duyarlık katmanlarında bu sözlerimin karşılığı olmalıdır.

Sevgili dostlar..
Cahit Zarifoğlu açık söyleyeyim benim şiir yazmaya başladığım ilk yıllarda etkilendiğim bir şair olmadı. Bu yüzden şiir tekniği bağlamında esinlenmedim ondan. Ne var ki zamanla onun şiirine yöneldikçe "şiirin neliği hakkında çok kıymetli incelikler öğrendim. Bu şiirin neliği, her okuyuşumda dünyaya sızmış kutlu ve esaslı bir acı olarak iliklerime, beynimin en uç noktalarına kadar yayılıyor. Estetiğe kavuşmuş söylemi bence onu çağımızın en değerli şairlerinden birisi yapıyor. Şiir nedir ve şair kimdir sorusuna muhatap olsam bütün kalbimle vereceğim cevaplardan ilki olacaktır Cahit Zarifoğlu. Kendisiyle dünya yüzünde bir kez bile karşılaşamadık. İçimden bir ses eğer yaşasaydı dost olabilirdiniz diye söylüyor. Fotoğraflarından okuduğum Zarifoğlu gözlerine ve tutumuna yakışan halesiyle bana benim gözümle çok yakın akrabadır ve bazen şehirde beraber dolaştığımızı duyarım. Bir de şu var, Necip Fazıl'ı tanıdığım vakit bir lise öğrencisiydim ve beynimde bir yangın çıkmıştı. Sezai Karakoç ile karşılaşınca ise ruhum büyük bir ruhun ebedi mıknatısına kapılmıştı. Cahit Zarifoğlu'nu ise bir dağ gibi kendi etkimle tanıdım ve bu tanımanın etkisinden bir kalb bahçesi kurdum. Onunla en çok ne yapmak isterdiniz diye sorsa biri galiba, sırtımızda tüplerle bir denize dalmak ve dünyanın tavanına suyun dibinden bakmak isterdim derdim. Bunlar olamaz fakat bu ödülle kader, güzel bir jest yaparak beni onun isminin yanına koymuş bulunuyor.


İzninizle onun çok sevdiğim bir şiiriyle sözlerimi bitireyim.

..::.:.: S ..:.::..

İşte doğa işte ben
Karşılıklı bir sabah sohbetindeyiz
İnce ağızlı kelebek sancağımda
Çekirge dikkatli
Serçekuş
Gagası avucumda

Tablomuz hazır
Aslanla kaplan yanyana durdular
Tam yol kavşağında
Yerlerini aldılar

Kaslarından yayılıyor bana
Eğilip almanın
Bulup koparmanın değeri

Tilki göz kırpıyor
MevlanaÕdan bir deyiş aktarıyor kartal
Şahin yarı yoldan dönüyor
Güvercin rahat bir nefes alıyor
Alçalıyor
Ve konuyor kanıma

Tablomuz resmimiz tamam
Kimse eksik
Kimse fazla değil
Bir sensin beklenen

Bu sabah ta uzaklardan
Duyuluyor dişiliğin

Bir pars mısın sen !
Defter arasında kurumuş yaprak mı
Bir ses
Bir ne

Kolay değil
Doğanın ortasında
Hayvanlarım tırtıllarımla
Kalın gövdeli ağaçlar
Birbirine girmiş sarmaşıklar
Bu hürriyetler arasında
Seni beklemek

Mavi çocuk mavi ışık
Nerdesin
Yine bir bakış mı kaldı aklında
Yolunda Azeri kamalar
Yamyam halkalar
Ah hayır zor değil beklerim daha


Doğa hazır
Bir kum saati gibi akıyorsun bende
Biliyorsun suçlu olan saçların
Vadedilmiş bir küçük parmak bile değil

Güneş yerini aldı
Geceden kalmış bir yarım ay da burda
Derken
Bir telefon meleklerin
Odaklandığı küreden

Anlattım ona telefonda herşeyi
"Ya o olmasaydı
Ya sevmek olmasaydı"
Düştüm oyalandığım kayalıklardan

Tabiat sönüyor şimdi
Kaplanlar
Gerçek kimliğine dönüyor

Tilki ürke
Aslan geyik avında

Şimdi korkularımla
Başbaşayım
Kum saati
Devrilmeyecek bir daha


Ömer Erdem
(ÖMER ERDEM'in CAHİT ZARİFOĞLU ŞİİR ÖDÜLÜ MÜNASEBETİYLE YAPTIĞI KONUŞMA)
zarifce.com
______________________

- "her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir" diyen balzac'tan, "mülkiyet hırsızlıktır" diyen proudhon'a; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla koruyan ilk insanda gören rousseau'dan, "banka soymak değil, banka kurmak suçtur" diyen bakunin'e... toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının yegâne temeli olarak suçun tarihidir. -
ışık ergüden / sessizliğin anarşisi
barkod isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:51 .


Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0


Gemi Elektrik - indirmeden izle - Video Eğlence - Kadınca - Liseli kızlar - Astroloji
3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 469, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 318, 140, 141, 143, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 169, 162, 163, 168, 166, 167, 170, 171, 172, 176, 185, 186, 190, 193, 192, 194, 195, 196, 198, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 220, 221, 224, 228, 286, 306, 291, 287, 288, 289, 290, 292, 293, 307, 295, 296, 297, 298, 300, 301, 303, 304, 305, 308, 309, 310, 311, 313, 312, 314, 315, 316, 317, 319, 320, 321, 322, 323, 324, 325, 326, 333, 327, 328, 329, 330, 331, 332, 334, 335, 336, 337, 338, 339, 340, 341, 342, 374, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 349, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 370, 371, 372, 373, 375, 376, 377, 378, 386, 379, 380, 381, 382, 383, 384, 385, 387, 388, 389, 390, 402, 391, 392, 393, 394, 395, 396, 397, 398, 399, 400, 401, 403, 404, 405, 406, 411, 407, 408, 409, 410, 412, 413, 414, 415, 417, 416, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 424, 425, 430, 426, 427, 428, 429, 431, 443, 444, 445, 446, 447, 448, 449, 450, 451, 452, 453, 454, 455, 456, 457, 458, 459, 460, 461, 462, 463, 464, 465, 466, 468, 470, 467,

Sohbet Odaları
Inactive Reminders By FORUMERA